Ortadoğu Gazetesi

BIST
91,801
%-0,46
USD
5,3684
%0,82
EUR
6,0787
%0,50
Altın
214,7450
%0,79
SON DAKİKA

BU KEZ OYUNU TÜRKİYE KURUYOR

KÖŞE YAZILARI / 2018-03-12 08:35:14

BU KEZ OYUNU TÜRKİYE KURUYOR

Zeytin Dalı Harekâtı'nın başlangıcından bu yana geçen 52 günün ardından TSK desteğindeki ÖSO güçleri Afrin kent merkezine birkaç kilometre mesafeye kadar yaklaşmış durumda.

Sınır hattımızın temizlenmesine müteakiben devam eden harekât kapsamında Afrin açısından stratejik öneme sahip olan yüksek tepe ve dağların ele geçirilmesinin hemen ardından Cinderesi ve Raco gibi iki büyük beldenin düşmesi zaten Afrin'e giden yolu artık tamamıyla açık hale getirmişti.

Bu süreç içerisinde dikkat çekici ana konu PKK/PYD terör örgütünün Esad rejimi ile anlaşması sonucunda Afrin'e, Suriye'nin diğer bölgelerinden terörist, silah ve mühimmat takviyesi yapmasıydı.

İlerleyen süreçte Esad rejimi ile beraber hareket eden bazı silahlı grupların da Afrin'e girdikleri ve PKK/PYD ile aynı cenahta yer alıp TSK'nın karşısına çıkmaya çalıştığı da gözlemlendi.

Kuşkusuz ki böylesi bir senaryoyu planlayanlar Türkiye'nin, rejim ile PKK/PYD terör örgütü arasında varılacak anlaşma karşısında operasyonu durduracağı ya da daha fazla ileri gitmeyeceği düşüncesiyle hareket ettiler.

Ne var ki Türkiye'nin ortaya koyduğu kararlılık gereğince Afrin bölgesinde PKK/PYD'ye destek vererek üzere sahaya giriş yapan her kim olursa olsun hedef alınacağının somut bir şekilde gösterilmesi ve harekâtın planlandığı şekliyle ilerleyeceğinin ispatı aynı planı boşa çıkarmıştır.

Afrin'den gelen son bilgilere göre PKK/PYD terör örgütü şehir merkezini takviye etmeye çalışırken, örgüt içerisinde çözülme başlamış, örgütün üst düzey yöneticileri şehri terke etmek koyulmuştur.

Hatta diğer bazı iddialara göreyse PKK/PYD terör örgütü şehre yoğun miktarda patlayıcı ve bombalar döşemiş, kalan silah ve mühimmatın TSK ile ÖSO'nun eline geçmemesi için yine Esad rejimiyle anlaşarak Afrin'den çıkarmaya, diğer bölgelere taşımaya başlamıştır.

Bunun karşılığında rejimin bir albayı görevlendirdiği ve geçişe müsaade etme koşulu için PKK/PYD'nin taşıyacağı silahlardan önemli bir kısmını kendisi alacağı ifade edilmektedir.

Afrin'de yaşanan çözülme ve TSK'nın zafere yaklaştığına dair bir başka belirgin gösterge ise Esad rejiminin daha evvel bölgeye gönderdiği kendisine bağlı silahlı güçleri şimdi yeniden geri çektiğine dair bilgilerdir.

Dolayısıyla TSK'nın mutlak başarısının (Allah'ın izniyle) geleceğinden sahadaki dost çevreler kadar düşman unsurlar da emin olmuş, mümkün olan en az zayiatla geri çekilmenin arayışı içerisine girmişlerdir.

Elbette Zeytin Dalı Harekâtı Türkiye'nin hedeflediği ölçüde başarıya ulaştığında bunun kaçınılmaz sonuçları gerek Suriye'de, gerekse Ortadoğu bölgesinin genelinde görülecek, herkes hesaplarını yeniden gözden geçirmek durumunda kalacaktır.

Rusya'nın harekâta verdiği desteği bir yerlere not ederek, ABD'nin Zeytin Dalı Harekâtı'nın devam ettiği günlerde birbiri ardına ülkemiz yetkililerince yaptığı üst düzey temaslarının da aslında bu sonucu önceden görüp ona göre pozisyon almalarına bağlamak ve aynı ölçüyle değerlendirmek gerekir.

Daha önce aynı temaslar ve özellikle PYD'nin eski eşbaşkanı terörist başı Salih Müslim'in Çekya'da yakalanmasını, Afrin'deki ilerleyişe karşı pazarlık konusu olarak kullanmak isteyen ve tuzak siyaseti izleyenler çok geçmeden oyunu kendilerinin kurmadıklarını, Türkiye'nin kendi planlarını her ihtimali değerlendirerek yaptığını kabullenmek durumunda kaldılar.

Üstelik Türkiye'nin terörle mücadele anlamında başlattığı harekâtın sadece Afrin ile sınırlı olmadığı, dahası Afrin'in bütün içerisindeki küçük bir parça olduğunu da içlerine sindiremeseler bile anladılar.

Zira Türkiye'nin ortaya koyduğu "sınır ötesindeki terör gruplarının imhası ve komşu ülkelerin istikrarının sağlanması" konusu bir bakıma Ankara merkezli bölgesel siyasetin artık devrede olduğunu işaret etmiştir.

Bu kapsam yalnızca Suriye açısından değil, Irak için de geçerlidir ki Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da, Başbakan Binali Yıldırım ile Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ın Iraklı mevkidaşlarıyla son dönemde yaptıkları temasların hemen ardından Mayıs ayından sonra Irak'taki terör varlığına son verileceğini şimdiden duyurmuştur.

Türkiye'de artık tutunacak bir yeri kalmayan PKK'nın, Suriye'de gerilemeye başlamışken, Irak'tan da temizlenmeye koyulması, terör örgütünün üst düzey isimlerinin ölü ya da sağ olarak ele geçirilmesiyle beraber silahlı kanat açısından kesin bir çözülmeyi ve bitişi de beraberinde getirecektir.

Bu açıdan ABD'nin kendince erken davranarak Türkiye'nin hassasiyetlerini taşıdığı görüntüsü vermek üzere iki ülke arasında Suriye, Irak ve FETÖ konularında ortak çalışma mekanizması kurulması sürecinde şimdilik ılımlı bir duruş sergilemeleri tesadüfü değildir.

Zira aynı ABD çok değil daha birkaç ay öncesine kadar Türkiye'nin itirazlarına rağmen PKK/PYD terör örgütüne yönelik silah ve eğitim desteği vermeyi sürdürüyor, buna da bahane olarak IŞİD'le mücadeleyi gerekçe olarak sunuyordu.

Ancak gelinen noktada Afrin bahsinin aslında henüz değil, harekâtın başladığı ilk dakikalardan itibaren kapandığını anladığından, bir sonraki hedef olan Menbiç konusunda inisiyatifi tamamen kaybetmemek adına Türkiye ile ortak bir yol bularak kendince makul bir sonucu yakalamaya çalışıyor.

Çünkü Türkiye'nin kararlılığının test edilemeyeceği Afrin'de görülmüştür ve akabinde hedef olarak açıkça ilan edilen Menbiç için de yeni bir harekatın başlaması durumunda ABD ya geri çekilecek ya da TSK'nın ilerleyişi karşısında durmak arasında bir seçim yapmak mecburiyetinde kalacaktı.

Görünüşe göre ABD Menbiç konusunun kaçınılmaz sonucunu gördüğünden "anlaşmalı bir ricat" yapabilmeyi gözüne kestirirken, NATO müttefiki olan Türkiye ile bundan sonrası açısından yeni sorunlu ve sıkıntılı durumlara yol açmamak açısından kendince yeni bir değerlendirme süreci içerisine girmek durumunda kalmıştır.

Suriye politikasını tamamıyla PKK/PYD üzerine bina eden yanlış bir anlayıştan geri dönülerek Türkiye ile ortak bir yol bulma çabasında olunması elbette bizim açımızdan olumlu bir gelişmedir.

Ancak ABD'nin tutumu açısından kesin konuşmak için henüz çok erken olduğunu da ifade etmek gerekir ki, neticenin ne olacağının kesin bir biçimde ortaya çıkmasını beklemek alınacak en doğru tavır olacaktır.

Özellikle de geçmiş tecrübeler hafızamızda canlılığını korurken…