Ortadoğu Gazetesi

DEĞİŞMEYE BAŞLAYAN KÜRESEL GÜÇ MERKEZİ VE TÜRKİYE

KÖŞE YAZILARI / 2017-03-17 08:45:33

DEĞİŞMEYE BAŞLAYAN KÜRESEL GÜÇ MERKEZİ VE TÜRKİYE

Küresel sistem mihenk noktalarından aradan geçen her gün daha da fazla sarsılmaya başladıkça toplumların ve doğal olarak devletlerin hırçınlıkları da artıyor.

Dünya tepeden tırnağa sarsılan nizamda artık yeni bir denge koşulu ararken, en büyük yıkımı kuşkusuz ki Batı merkezli sistemin önde gelen ülkeleri yaşıyor.

Büyük küresel ortaklıkların her biri artık yok olma, küçülme ya da yeni bir formatta yoluna devam etme arayışına girmiş durumda. Üstelik bu hal siyasi birliktelikleri doğrudan etkilediği gibi askeri ve ekonomik ortaklıklarda da kendisini gösteriyor.

Bu anlamda ABD ve AB'nin içerisine düştüğü mevcut halin dünyanın geri kalanında hissedilmemesi söz konusu olamaz.

Yakın zamanın ortakları giderek birbirleriyle yaşadığı uyuşmazlık ve anlaşmazlıklar üzerinde durmaya başlamışken, müştereklikler günden güne gözlerden kayboluyor, popülizm bireysel kopuşları ve daha çok "hesaplanmamış hürriyetçiliği" beslemeye başlıyor.

Bu şartlar altında dünyanın ne kadar güvenli olduğu sorusu gitgide daha da tartışmalı bir hal alırken, insanlığın devletlerarası ilişkiler anlamında inşa ettiği Birleşmiş Milletler yapılanması dahi artık neredeyse hiçbir ülkeyi tatmin etmeyen bir yapıya dönüşmeye başladı.

Yaşanılan böylesine büyük kopuş ve dönüşümün kodlarının neler olduğuna bakmak, böylesi bir dönemde dünyanın nereye gideceği sorusuna cevap arayıp, bulmak açısından önemlidir.

Özellikle Batı merkezli sistemin yol başçılarının halini ilk aşamada göz önünde bulundurarak…

ABD, Kasım 2016'da gerçekleştirilen seçimlerin ardından hem siyasal hem de toplumsal anlamda büyük bir gerginliğin tarafı olmuşken, Trump ile birlikte göreve gelen yeni yönetimin yaklaşık 60 yıldır sürdürdüğü dışa açık ve dünyanın geneli üzerindeki tesir gücünü artık kendisinde bulamıyor.

* * *

Bu durumu ABD Başkanı, kongrede yaptığı ilk konuşmasında "Ben dünyanın değil, ABD'nin başkanıyım" sözleriyle dile getirmişti. Buna ilave olarak ABD'nin yeni yönetiminin uygulamaya koyduğu politikaların geneline bakıldığında, ABD'nin ilk aşamada hedef küçülttüğü ve giderek kendi içine kapanık bir hal almaya başladığı anlaşılıyor.

ABD ile benzer bir durumu, Batı merkezli sistemin bir başka önemli ayağı AB'nin de yaşadığını söylemek yanlış olmaz. 

İngiltere'nin birlikten ayrılma kararını vermesinin yarattığı iklim, Avrupa aşırı sağını besleyen en önemli tesir kaynağı oldu. Yıllardan bu yana yabancı düşmanlığı üzerinde siyasal anlayışını kurgulayan aşırılık yanlısı Avrupa siyasi akımlarının, terörizm ve göçmen sorunlarıyla kendisine destek veren sosyal kitleyi artırdığı biliniyor.

Asıl düşündürücü olansa, aşırılık yanlısı fikirlerin güç kazandığı Avrupa'da, mevcut durumda iktidarda bulunan siyasi çevrelerin iktidarlarını ve siyasi güçlerini koruyabilmek adına, kaybetmeye başladıkları toplumsal desteği yeniden tesis edebilmek için aşırı uçtaki kesimlerin fikir ve söylemlerine gün geçtikçe daha da fazla yaklaşmaya başlamış olmalarıdır.

Son örneğini Hollanda'da yaşayarak tecrübe ettiğimiz bu gelişmelerin Avrupa'yı hiçte umut vaat eden bir noktaya götürmediği açıktır.

Bugün benzer bir halin Avrupa'nın lokomotifi olarak değerlendirilen Almanya ve Fransa gibi ülkelerde de görülmesi, sorunun artık ne derecede büyük bir hal aldığını ortaya koyuyor.

Böylesi bir süreçte Avrupa'nın yüzlerce yılı aşkın savaşlar ve yıkım döneminin ardından 60 yılı aşan barış ve sükûnet döneminin akabinde, film adeta tersten sarmaya başladı. Üstelik düşünülenden çok daha fazla seyreden bir hızla.

AB içerisinde düştüğü açmazlardan ve sorunlardan kurtulabilmek adına son çare olarak birlik yapısını yeniden düzenlemeyi değerlendirerek, adına "çok vitesli yapı" denilen bir sistem kurma arayışına yöneliyor.

* * *

Bir bakıma ölüm döşeğinde olan Avrupa için AB nezdinden yürütülen bu son çabalar suni teneffüs halini yansıtırken, diğer yandan birliğe sorun çıkarak -üye dahi olsa- tüm çevrelerin merkezden dışlanarak, tıpkı ABD gibi AB'nin de daha çok içe kapanık bir hale dönüşmesi süreci başlamış bulunuyor.

Aynı dönem içerisinde doğunun kutup başlarından olan Çin'in ticari olarak dünyanın merkezi haline gelmesi meselesiyse hoşnut olunsun ya da olunmasın, hemen her çevrenin beklediği mutlak son olarak ortaya çıkıyor.

Nüfus bakımından dünyanın ağırlıklı bir kitlesini barındıran, dahası önemli enerji kaynaklarını bünyesinde tutan Asya kıtası, 21. Yüzyılda insanlığın gelişim süreci için en önemli kutup başı olarak kendi potansiyelini aradan geçen her gün daha da fazla artırıyor.

Batı merkezli ülkeler daha çok içine kapanık bir hale bürünmeye başlamışken, Asya merkezli ülkeler daha çok dışa açık bir hal alma arzusuyla, özellikle ekonomik açıdan kendilerini geliştirmeye, ortaklıklarını artırma çabalarına hız vermeye koyuluyorlar.

Sistem ve güç bir merkezden diğerine doğru kayarken, ülkeler arası anlaşmazlık ve çatışmaların da artış eğilimi gösterdiği bilinen bir gerçekliktir.

Ortadoğu sahası hala 100 yıllık hesaplaşmaların yürütüldüğü bir siluette kendisini gösterirken, bu bölgedeki sınırların yeniden tanzimi konusuyla ilgili anlaşmazlık ve çatışmaların nerede sonlanacağı hala belirsizliğini koruyor.

Asya ve Avrupa arasında kalan Ortadoğu, ekonomi, enerji (su ve petrol) ve dinler açısından büyük hesaplaşmanın yürütüldüğü bir alan olarak ön plana çıkıyor.

Yaşanan bunca kırılmaya ilave olarak hemen her ülkenin askeri harcamasını artırmaya başlamış olması ise bir başka düşündürücü hali gözler önüne seriyor.

* * *

NATO üyesi ülkeler savunma harcamalarında büyük bir artış yapmaya zorlanırken, ABD'nin aynı alanda %9'luk artışla büyük bir atılım yapması, Rusya gibi askeri alanda uzun süreden bu yana dünyanın en önemli silah tedarikçilerinden birisi olarak üretimini artırması, ilave olarak Çin'in bunu karşılayarak savunmada %7'lik bir yükseliş göstereceğini beyan etmesi gelecek açısından düşündürücü koşulları hepimizin karşısına getiriyor.

Böylesi bir dönemde doğu ve batı bloğunun, dahası askeri, ekonomik ve din merkezli anlaşmazlık ve çatışmaların hepsinin merkezinde bulunan bir Türkiye gerçeği var.

Bu nedenle "Yüzyılın nasıl şekilleneceğine karar verecek olan en büyük güç Türkiye'dir" söylemini kimse yabana atmamalıdır.

Referandum süreciyle başlayan tartışmalara, Avrupa başta olmak üzere kimi uluslararası çevrelerin katılarak Türk Milleti'nin kararını, "evet oyu çıkmaması için" etkilemeye başlamaları basit gerekçelerle izah edilemez.

Türkiye açısından tehditlerin ve risklerin arttığı bir dönemde siyasi krizlerin aşılarak, milli iradeye dayalı istikrarı besleyecek adımların atılıp, ülkemizin potansiyelini yükseltme çabası içerisine girmemiz bir tercihten öte zorunluluktur.

Mevcut şartların karşımıza getirdiği riskler ancak bu haliyle bertaraf edilebilir ve dahası ülkemizin yakın coğrafyasıyla bağı kesilmeye çalışılması girişimlerine karşılık "bölgesel liderlik" hedefinin hayata geçirilmesi mutlak suretle sağlanmalıdır.

Sağlam ve tek karar mercii olarak kudreti tescil edilmiş milli irade, güçlü ve imkanları geliştirilerek caydırıcılığı her anlamda sağlanmış bir ordu, milli ve öz kaynaklarını geliştirmiş bir ekonomi, ayağı yere sağlam basarak hızlı ve yerinde karar alabilen bir devlet mekanizmasının tesisi, 21. Yüzyılda yeni bir inşa süreci başlamışken Türkiye'nin ihtiyacı olan temel gereksinimleridir.

Reklam

 


Diğer KÖŞE YAZILARI Haberleri

BÜYÜK YÜZLEŞME…

BÜYÜK YÜZLEŞME…

Dünya'yı saran sözde özgürleştirme operasyonunun kodlarına bakınca yaşananların özgürleşme değil, aslında siyasal ve coğrafi bir tasnif operasyonu olduğ...

Kerkük'de dönüm noktası

Kerkük'de dönüm noktası

          Türkiye, MHP'nin gayretleri ve fedakarlığı ile yılların yanlışlarından, yetersizliklerinden, teslimiyetlerinden kurtulup, milli ve yerli bir anla...

Serok Ahmet, Pensilvanyalı Ahmet, Peşmerge Ahmet!

Serok Ahmet, Pensilvanyalı Ahmet, Peşmerge Ahmet!

Bu ülkede en son konuşacak kişilerin başında gelen Ahmet Davutoğlu, "ağabeyim olur" dediği Barzani köşeye sıkışınca halden vazife çıkararak, yine piyasaya &c...

Stratejik Ahmet'in Hariciye Maceraları! - I

Stratejik Ahmet'in Hariciye Maceraları! - I

Bu hicivli başlığın sebebini merak ettiniz değil mi? Öyleyse gelin yine "Tarih"ten girelim de bizim "Stratejik Ahmet"in maceralarındaki "derinliği" g&o...

YİNE NEŞTERİ O VURDU

YİNE NEŞTERİ O VURDU

Size hep diyoruz, "Salı günleri saat:10.30'da televizyonlarınızın başında olun" diye… Halkın "Gerçek gündemi" böyle oluşturulur işt...

"Gelin Sınavları Kaldıralım"

"Gelin Sınavları Kaldıralım"

MHP'nin Salı günkü grup toplantısında milli perspektifin güncel hassasiyetlerini yansıtan önemli konu başlıkları vardı. Devlet Bahçeli, konuşmasına Eği...

Atik, çevik ve tavizsiz bir duruş

Atik, çevik ve tavizsiz bir duruş

          Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı ağır ve yakıcı sorunlar sadece etrafımızdaki terör kuşatmasıyla sınırla değildir. İçerid...

KAK Mesut'un Kardeşi Davutoğlu Sana Soran mı Oldu?

KAK Mesut'un Kardeşi Davutoğlu Sana Soran mı Oldu?

Bir gün Nasrettin Hoca yabancı bir kentin çarşısında dolaşırken, yanına biri sokulup sormuş : "Efendi! Bugün günlerden nedir?" Hoca:  "...

SEROK AHMET'İN KADİM DOSTU 24 SAATTE DAĞILDI!

SEROK AHMET'İN KADİM DOSTU 24 SAATTE DAĞILDI!

Eyvah, geçen gün Serok Ahmet'in "stratejik çukur"dan ilhamlı fikirlerini dinlememiş AKP Hükümeti… MGK ve Bakanlar Kurulu'nda IKBY'ye ...

KERKÜK'TE DEŞİFRE OLAN GERÇEKLER

KERKÜK'TE DEŞİFRE OLAN GERÇEKLER

Barzani'nin Irak anayasasına ve uluslararası hukuka aykırı olarak sözde bağımsızlık referandumu gerçekleştirdiği 25 Eylül'den bu yana Irak'ta süregelen t...