Ortadoğu Gazetesi

MHP, TÜRKİYE'NİN SİGORTASIDIR

GÜNCEL / 2017-12-12 09:34:52

MHP, TÜRKİYE'NİN SİGORTASIDIR

TASAV Başkanı ve MHP İstanbul Milletvekili İsmail Faruk Aksu, Türkiye ve dünya gündemiyle ilgili gazetemiz ORTADOĞU'ya önemli açıklamalar yaptı.Aksu, ABD Başkanı Trump'ın haksız ve hukuksuzca Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanımasının ABD'nin İsrail ve Suudi Arabistan'la bir ittifak kurup Ortadoğu'yu yeniden şekillendirme çabası olduğunu vurguladı.

 

 

 

''15 Temmuz sonrası gelişmeler; Genel Başkanımızın söylemlerini, öngörülerini haklı çıkarmış, MHP politika ve ilkelerinin ne kadar önemli ve değerli olduğu geniş kitleler tarafından idrak edilmiştir'' diyen Aksu, ''MHP Türkiye'nin sigortasıdır. Misyonumuz kutlu devleti ve aziz milleti ilelebet payidar kılmaktır. Bu nedenle de tüm gelişmelere "Önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben" anlayışı ile yaklaşılmaktadır. Mesele bu kadar nettir'' açıklaması yaptı.

 

 

TASAV Başkanı ve MHP İstanbul Milletvekili İsmail Faruk Aksu, başkanı olduğu vakfın çalışmaları ile Türkiye ve dünyadaki gelişmeler hakkında gazetemiz ORTADOĞU'ya önemli açıklamalar yaptı. Yazarımız Sezer Yozgat'ın sorularını cevaplandıran Aksu,  Trump'ın haksız ve hukuksuzca Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanımasının ABD'nin İsrail ve Suudi Arabistan'la bir ittifak kurup Ortadoğu'yu yeniden şekillendirme çabası olduğunu belirtti.İşte sorular, işte cevaplar:

 

SORU: Başkanı olduğunuz TASAV'ın çalışmaları ve faaliyetleri hakkında bilgi verir misiniz?

 

Türk Akademisi Siyasi Sosyal Stratejik Araştırmalar Vakfı; dünü, bugünü ve yarını tarihî, kültürel ve siyasî derinlik içinde ve stratejik bakış açısı ile değerlendiren ve ufkun ötesine dönük tasarımlar ortaya koyan bir düşünce kuruluşudur. "Türk Akademisi" dünyayı Türkçe okuyan, sadece millî vicdanın sesi olan ve Türk düşünce ve bilim insanlarını bir araya getiren kurumsal bir yapıyı ifade etmektedir. Vakfımız; demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, hakça paylaşım ve adalet gibi kavramların vücut bulduğu millî ve manevî bir ruhun evrensel doğrularla birleştiği Türkiye merkezli yeni bir medeniyet arayışı içinde faaliyet yürütmektedir. 

TASAV bu amaç, ilke ve hedefler doğrultusunda, Türk milletine faydalı ve hayırlı hizmetler sunma azim, irade ve kararlılığındadır. Öte yandan, yaklaşık 6 yıldır yayınlanan ve akademik camiada önemli bir yer edinen Düşünce Dünyasında TÜRKİZ Dergisini önümüzdeki dönemde TASAV'ın çıkaracağını da bu vesileyle okuyucularınıza duyurmak isterim. TASAV hâlihazırda araştırma, inceleme, analiz, rapor, kitap ve benzeri çalışmalar yayınlamakta; ayrıca panel, çalıştay ve konferans gibi çeşitli etkinliklerle fikir ve tespitlerimizi kamuoyuyla paylaşmaktadır. Bu yönüyle TASAV; toplumsal farkındalık oluşturulmasına da büyük katkı sağlamaktadır. 

 

SORU: Geçtiğimiz günlerde Alparslan Türkeş'in doğumunun 100. yıl dönümü münasebetiyle "Lider Türkiye İçin Alparslan Türkeş Vizyonu" isimli bir panel düzenlediniz ve aynı isimle bir de kitap yayınladınız. Panel ve kitap hakkında da bizi bilgilendirir misiniz?

 

''BAŞBUĞ'UN TÜRKİYE'NİN ÖNÜNÜ AÇACAK FİKİRLERİ TÜRK KAMUOYUYLA PAYLAŞILMAKTADIR''

TASAV olarak, doğumunun 100. yıl dönümünde Alparslan Türkeş'in Türkiye'yi milletler camiasında güçlü ve sözü dinlenir bir ülke yapmaya dönük vizyonunu bir kez daha kamuoyunun dikkatine sunmayı bir sorumluluk telakki edip Alparslan Türkeş'in Türkiye'yi kudretli bir devlet hâline getirme ülküsü doğrultusundaki hedeflerini, bugünün sorun ve kavramlarıyla gelecek nesillere anlatabilmeyi amaçladık. 

Bu kapsamda panelimizle aynı adı taşıyan bir kitap hazırladık. Yalçın Sarıkaya ile birlikte derlediğimiz, editörlüğünü Konur Alp Koçak'ın yaptığı, başta Sayın Genel Başkanımız Dr. Devlet Bahçeli olmak üzere çok saygın bilim insanlarının yazılarıyla katkı verdiği kitapta; Alparslan Türkeş'in muhtelif konulardaki görüşleri, tespitleri, tenkitleri ve önerileri ortaya kondu. Bununla birlikte kitabımızda; merhum Türkeş'in liderlik özellikleri; ekonomik, sosyal ve siyasî alandaki fikirleri; dünyaya bakışı; eğitim, hukuk, adâlet ve demokrasi anlayışı; dış politikaya ve Türk dünyasına yönelik yaklaşımı ve efsaneleşmiş mücadelesi ve günümüzdeki sorunlara çare olabilecek çözüm önerileriyle somutlaşan vizyoner kişiliği tahlil edilmekte, böylelikle de Başbuğ'un Türkiye'nin önünü açacak fikirleri Türk kamuoyuyla paylaşılmaktadır. 

Kitapta olduğu gibi panelimizde de Başbuğ Türkeş'in görüşleri üzerinden bugünün meselelerine bakılabilmesi, mevcut gelişmelerin kavranabilmesi ve çağın sorunlarına Türk Milliyetçiliği perspektifinden çözüm önerileri getirilmesi amaçlanmıştır. Panelistlerimiz Başbuğumuzun kitaplara sığmayan fikirlerini veciz bir şekilde ifade ederek onun bugünkü sorunlara dair görüşlerini anlatmıştır. Memnuniyetle belirtmek isterim ki paneli takip eden herkes panelimizin maksadına ulaştığı konusunda hemfikir olmuştur. TASAV olarak yaptığımız bu mütevazı çalışmaları Başbuğumuzun aziz hatırasına ithaf ediyoruz. Bu vesileyle, merhum Alparslan Türkeş'i doğumunun 100. yılında bir kez daha rahmet, minnet ve özlemle anıyorum. Mekânı cennet olsun. 

SORU: Peki, MHP üzerinde yaratılmak istenen algı ve MHP'den istifalar yaşandığına dair söylentiler hakkında ne düşünüyorsunuz?

 

Bazı siyasetçiler ve sözde gazeteci/yazarlar tarafından aslı astarı olmayan iddialar dile getiriliyor. Sipariş üzerine yazdırılan sözde anket sonuçlarıyla MHP'nin oy sıkıntısı çektiği yönünde söylentiler yayılmak isteniyor. Siyasî mühendislik hesaplarıyla kamuoyunu yanlış yönlendirmek, daha doğrusu istedikleri yöne kanalize etmek için düzmece anketlerin bilimsel veri süsü altında servis edildiğini görüyoruz. 

Yıllardır hep aynı yalanlar MHP'nin artan özgül ağırlığından rahatsız olanlar tarafından tekrar ediliyor. Bu iflah olmaz MHP düşmanları aslında MHP'nin kaderinin Türkiye'nin, Türk Devletinin kaderiyle bir olduğunu biliyor. Türkiye'nin ve Türk Milletinin bekâsını hedef alan bu kişiler esasen Türkiye'yi zayıflatmak isteyenlerin gönüllü ya da maaşlı taşeronluğunu yapıyor. 

Hangi MHP düşmanı hangi yalanı söylerse söylesin, hangi algıyı yaratmak isterse istesin, MHP'nin güçlendiği ve her gün yüzlerce kişinin partimize katılmakta olduğu gerçeğini değiştiremeyecektir. Türkiye'nin her yerinde partimize katılımlar çığ gibi büyüyor. Esasen vatandaşlarımızın arasında dolaşan, onlarla hasbihal eden, sosyal kesimleri dinleyen herkes görüyor ve biliyor ki özellikle 15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından Sayın Devlet Bahçeli liderliğindeki MHP'nin tavrı ve politikaları, sağduyu sahibi vatandaşlarımızın aklında da vicdanında da karşılık buluyor ve takdir topluyor. Ancak iftiralarla bize saldıranlar, bu artan ilgiyi itiraf edemeyecek kadar dürüstlükten ve ahlaktan uzak haysiyet fukaraları olduğundan bu gerçeği dile getiren pek olmuyor.

Ne tuhaftır ki istifa ettiklerine dair haberleri çıkan bazı kişilerin MHP ile yıllar öncesinden ilişkileri kesilmiş, hatta bunların bazıları MHP'ye hiç üye bile olmamış. Bazen aynı kişiler birkaç defa istifa ettirilmekte, ayrı ayrı gündeme getirilmekte, bazen başka parti üyesi olan yahut MHP ile hiç bir bağı bulunmayan kişilerin istifa haberleri yayılmaktadır. Tabi bu süreçte bazı parti üyelerimizin mahkemeye başvurmasıyla bu yalanlar ifşa edilmiş ve bu hayâsız saldırılar gerilemiştir. Şüphesiz ki Milliyetçi-Ülkücü camia MHP'nin devleti ve milleti ilelebet yaşatma misyonu devam ettiği sürece bu saldırıların da devam edeceğini biliyor. 

SORU : Seçim barajı üzerinden MHP'ye saldırıları sizce nasıl değerlendirmek gerekir? 

 

 ''MHP'NİN BARAJ SORUNU YOKTUR''

 

-Çok net ifade etmek gerekir ki MHP'nin baraj sorunu yoktur. Ancak "MHP parlamentoda olmazsa iyi olur" diye düşünenler var. Bunlar MHP'nin terörle mücadele anlayışından rahatsız olan, devletin bekâsı ve milletin refahı için aldığı inisiyatiften sıkıntı duyan ve bağımsız bir Türkiye istemeyenlerdir. Sayın Genel Başkanımız Türkiye'nin önünü açan, ihtiyaçlara cevap verecek hamleleri daha kimse farkında değilken yapan bir stratejik akla ve öngörüye sahiptir. Baraj meselesi de bu çerçevede gündeme getirilen bir konudur.

Bilindiği gibi 16 Nisan 2017'de yapılan anayasa değişikliği sonucu hükûmet sistemi değişmiş, parlamenter sistemden Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçilmiştir. Bu sistemde yürütmenin yani Cumhurbaşkanının %50 artı 1 ile seçilecek olmasından dolayı artık tek başına hükûmetin kurulmama ihtimalini ortadan kalkmıştır.

Biliyorsunuz seçim sistemlerinde iki temel ilke vardır. Bunlar "temsilde adalet ve yönetimde istikrar" ilkeleridir. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle istikrar sorunu çözülmüştür. Artık diğer önemli ilkeye, yani "temsilde adalet"in tesisine yönelik bir çalışma yapılması gerekir. Temsilde adalet, millet iradesinin mümkün olan en üst seviyede TBMM'ne yansıtılmasıyla mümkün olabilecektir. Bu ise siyasî partilerin parlamentoda temsiline imkân verilmesini gerektirmektedir. 

Halen, Avrupa ülkelerinin %36'sında seçim barajı sıfır, birçoğunda da %5 ve altındadır. Mesela Almanya'da %5, Belçika'da %5, İsveç'te %4, İspanya'da da %3'tür. Bugün ülkemizde hiçbir Avrupa ülkesinde olmayan %10 ülke seçim barajı bulunmaktadır ve bu yıllardır eleştirilmektedir. Bu %10'luk seçim barajı, seçmen oylarının tam manasıyla TBMM'de temsil edilmesine engel olmaktadır. Ancak MHP, özellikle bölücü terör örgütü PKK'nın siyasî uzantılarının mecliste yer alamaması için bu orana destek vermiştir. Ne var ki bağımsız aday göstermek ve seçildikten sonra partileşip mecliste grup kurmak suretiyle bu unsurlar barajı anlamsız hâle getirmiştir. 

12 Eylül'ün sonrasında yeni siyasî yapılanma sürecine geçildiğinde, %20, %25 arasında bir bölge barajı, bunun üstünde de %10 gibi bir ülke barajı konulmuştu. Bu yöntemle, MHP ve MSP'nin baraj altında bırakılması arzulanmıştı. Hatırlanacağı üzere, yasalar siyasî partilerin kendi tüzel kişilikleri ile bir ittifak yapılmasına imkân vermiyordu. O dönemde barajın düşürülmesi yönündeki girişimler de sonuç vermeyince MHP öncülüğünde Refah Partisi, MHP ve Islahatçı Demokrasi Partisi arasında bir ittifak söz konusu olmuştu. Yine zaman içinde  PKK'nın siyasî uzantıları da baraj engelini farklı şekillerde aşarak TBMM'ye girdiler. Bu şekilde %10 barajı, ittifaklarla veya başka türlü kararlılıklarla aşılabilir bir duruma geldi. 

Sayın Genel Başkanımız da artık bu zorlama anlayış yerine Türkiye'yi nasıl istikrar ve normalleşme sürecine getirebiliriz, demokrasi içinde bunu hep beraber nasıl başarırız noktasında bir uzlaşma aramak gerekliliğine işaret etmiştir. Seçim barajı %5 mi, 6 mı, 7 mi olur, yoksa %10 olarak mı kalır, bunları Meclis'in çoğunluğunun kararlaştıracağını vurgulamış, uyum yasalarını düzenlerken ele alınmasını beklediğimiz hususlardan birisinin de bu konu olduğuna işaret etmiştir. Yani esas mesele yeni hükûmet sisteminin sağlıklı bir uygulama alanı ve imkânı bulmasına ilişkin hukukî altyapının oluşturulmasıdır.

MHP'nin baraj altında kalacağı hatta siyaset sahnesinden bütünüyle silineceği iddiaları iflah olmaz MHP düşmanlarının hayallerinden ibarettir. MHP her defasında bu iddiaları boşa çıkarmıştır, yine boşa çıkaracaktır. Genel Başkanımızın dediği gibi, "MHP baraj korkusu olan değil, barajlara rağmen, tüm engelleri yıka yıka bugünlere ulaşmış büyük bir millet eseridir. Baraj olursa geçeriz, önümüze set çekerlerse aşarız."

 

SORU: MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli'nin ittifak açıklamaları ve hükûmete verdiği destekle ilgili bir değerlendirme yapar mısınız? 

 

''MHP TÜRKİYE'NİN SİGORTASIDIR''

MHP, 15 Temmuz hain kalkışmasından sonra, adına Yenikapı ruhu denilen, siyasette oluşan devletin bekası için birlik ve beraberlik anlayışına uygun olarak siyasî tavrını devam ettirmektedir. Bu kapsamda hükûmete terörle mücadelede, dış politikada Türkiye'ye dönük hasmâne tutumlara karşı Türkiye'nin elini güçlendirmeye, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin sağlıklı bir şekilde uygulanmasını sağlayacak uyum yasalarına ve milletimizin refahına yönelik düzenlemelere destek vermektedir. Ülkemiz zor bir dönemden geçerken, millî menfaatlerimiz söz konusu olduğunda hükûmete destek olmayı millî bir sorumluluk olarak değerlendiriyoruz. 

15 Temmuz sonrası gelişmeler; Genel Başkanımızın söylemlerini, öngörülerini haklı çıkarmış, MHP politika ve ilkelerinin ne kadar önemli ve değerli olduğu geniş kitleler tarafından idrak edilmiştir. Gittiğimiz her yerde, her sosyal faaliyette vatandaşlarımız Devlet Bahçeli'yi konuşmakta ve O'nun devlet adamlığına, demokrasi anlayışına, devletin bekası ve milletin refahına dönük duruşuna ve aldığı hayatî önemdeki inisiyatifine övgüde bulunmaktadır. Artık herkes kabul etmiştir ki kimse sahip çıkmasa dahi MHP devlete ve millete sahip çıkacaktır, bu yönüyle de MHP Türkiye'nin sigortasıdır. Misyonumuz kutlu devleti ve aziz milleti ilelebet payidar kılmaktır. Bu nedenle de tüm gelişmelere "Önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben" anlayışı ile yaklaşılmaktadır. Mesele bu kadar nettir.

Biliyorsunuz 3 Kasım 2019'da eşzamanlı olarak milletvekilliği ve cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılacaktır. Sayın Genel Başkanımız; seçim yasalarında bir değişiklik yapılacaksa, nasıl ki referandum sırasında bazı partiler bir araya gelip 'Hayır', bazıları da bir araya gelip 'Evet' bloğunu oluşturduysa, bunun önümüzdeki günlerde seçimlere de yansıması ihtimalini dikkate alarak ittifakı yasal hale getirmek gerektiğini izah etmiştir. Çünkü mevcut düzenlemeler siyasî partilerin kendi kimliklerini koruyarak seçim ittifakı yapabilmelerine imkân vermemektedir. Farklı usullerle ittifaklar yapılmakta, parlamentoya girişle ilgili imkânlar geliştirilmektedir. Oysa yeni hükûmet sisteminin temel gereklerinden birisi olan "uzlaşma" kültürünün geliştirilmesi adına, partilerin kendi kimliklerini koruyarak ittifak yapabilmelerine ve farklı bloklar oluşturabilmelerine imkân verilmesi faydalı olacaktır. Sayın Genel Başkanımızın "Cumhur ittifakı" önerisiyle dile getirdiği husus da bununla ilgilidir. Genel Başkanımızın yaptığı çıkışla siyaset arenasına düşen baraj ve ittifak meselesiyle ilgili olarak diğer siyasî partilerin de görüşlerini dile getirmesi, kamuoyuyla paylaşması gerekmektedir. Muhtemelen uyum yasaları içerisinde bu ve benzeri konular gündeme gelecektir. 

SORU: Suriye konusunda gelişmeler yaşanıyor ve Ortadoğu siyaseti biraz daha ısınıyor. Öncelikle Türkiye'nin Suriye'de almış olduğu sorumluluğu ve Suriye'deki son durumu değerlendirir misiniz?

 

 

 ''TÜRKİYE, ASTANA VE SOÇİ'NİN ARDINDAN CENEVRE GÖRÜŞMELERİNDE DAHA GÜÇLÜ BİR POZİSYONDA OLACAKTIR''

 

Suriye üzerinde bir değerlendirme yapacaksak şüphesiz ki bölgesel gelişmelerden, Ortadoğu'da yaşananlardan bağımsız düşünmemek gerekir. Ortadoğu'da Tunus'ta başlayarak tüm bölge ülkelerine yayılan "Arap Baharı" ile birlikte 2011 yılında Suriye'de de iç karışıklık başlamış, devam eden süreçte ise binlerce kişinin ölümüne sebep olan çatışmalar derinleşmiştir. 

Türkiye'nin hem Suriye'ye komşu olması hem de tüm gelişmelerin Türkiye'nin medeniyet coğrafyasında gelişiyor olması bakımından gelişmelerin dikkatle takip edilmesi bir zaruret halini almıştır. Bugün Türkiye'nin ve Türk milletinin güvenliği başta olmak üzere, resmî rakamlara göre sayısı 3,5 milyonu bulan Suriyeli sığınmacılardan kaynaklı sosyal ve ekonomik sıkıntılar ile uluslararası siyasî sorunlar Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı kapsamlı sorun alanlarıdır. 

Bu süreçte Suriye'nin kuzeyinde oluşturulan kantonların birleştirilerek Akdeniz'e uzanan bir terör koridoru oluşturulmak, sonra da Kuzey Irak'ta kurulması planlanan sözde Kürt devletiyle birleştirmek istendi. Bu aslında dört parçalı büyük Kürdistan hayalinin hayata geçirilmesine dönük bir girişimdir. Bu süreçte bazen geç kalınmış, zamanında alınmamış tedbirler olsa da Türkiye önce Fırat Kalkanı harekâtıyla ardından Kuzey Irak referandumuna karşı aldığı tavırla ve akabinde de İdlib harekâtıyla bu oyunun bozulması yönünde önemli bir mücadele vermiştir, vermeye devam etmektedir. 

Suriye'nin huzur bulması, bölgenin istikrara kavuşması ve Türkiye'nin güvenlik endişelerinin giderilmesi hedefiyle başlatılan ve İran, Rusya ve Türkiye'nin inisiyatif aldığı Astana görüşmeleri bu süreçte oldukça önemlidir. Cenevre görüşmeleri de uluslararası camianın Suriye'deki problemlerin çözümünde ortak bir çaba ortaya koyması adına değerlidir. Türkiye açısından, Astana Süreci, özellikle çatışmasızlığın temini ve Türkiye'nin bölgede inisiyatif alması bakımından başarılı olmaktadır. Türkiye, Astana ve Soçi'nin ardından Cenevre görüşmelerinde daha güçlü bir pozisyonda olacaktır. 

Kuşkusuz Türkiye bölge açısından stratejik önemdedir. Türkiye'nin dâhil olmadığı bir sürecin bölge ülkelerine huzur, barış ve istikrar getirmesi mümkün olmayacaktır. Nitekim, Suriye'de krizin çözümüne yönelik en somut adımlar Türkiye'nin yapıcı dış politikası sayesinde gerçekleşebilmiştir. Bundan sonraki süreçte, hem Türkiye'nin hem de diğer bölge ülkelerinin barış içinde yaşaması için Türkiye'nin çok taraflı ve etkin bir dış politika izlemesi, bütün güç unsurlarının devreye sokulması, diplomasinin tüm araçlarının kullanılması gerekmektedir.

SORU: Rusya'nın bir yanda Astana Süreci ve Soçi Zirvelerinde yer almasını diğer yandan da PYD / PKK ilişkisini sürdürmesini nasıl değerlendirirsiniz? 

 

Astana ve Soçi Zirveleri, Suriye'de barışın sağlanması noktasında Türkiye ile birlikte Rusya ve İran'ın olmazsa olmaz aktörler olduğunu göstermiştir. Türkiye, Esad rejiminin baş destekçileri olan Rusya ve İran'la çatışmasızlık bölgeleri hususunda uzlaşıp ortak bir tavır aldı. Bu üç ülke arasında iletişim ve eşgüdümün sağlanması, Türkiye'nin bu ülkelerle sağlıklı bir ilişki kurması Suriye sorununun çözümü için gereklidir. Nitekim üç ülkeyi bir araya getiren Astana ve Soçi zirvelerinde barışın sağlanması adına önemli adımlar da atılmıştır. Tabi bu hiçbir görüş ayrılığı olmadığı anlamına gelmiyor. Rusya'nın Suriye'de PKK uzantısı terör grubuyla ilişkisini sürdürmesi bu anlaşmazlık noktalarının en başında geliyor. Ayrıca, Türkiye ve İran arasında bir güç rekabetinin yaşanması ve Suriye'de yeni düzene geçişin detaylarının ne olacağı konusunda da bazı tereddütler olduğu bir gerçek. 

Rusya'nın PKK/PYD/YPG ile ilişkileri şüphesiz Türkiye'nin Rusya ile ilişkilerini zorlaştırıyor. Türkiye nasıl ABD ile terör örgütü yüzünden gerginlik yaşıyorsa, Rusya ile de benzer bir gerginlik yaşaması muhtemeldir. Rusya'da düzenleneceği açıklanan Suriye Ulusal Mutabakat Toplantısı'na PYD/YPG'nin davet edilmesi meselesi sadece Suriye'nin geleceğini değil, Türkiye'nin güvenliğini ve Türk-Rus ilişkilerini de yakından ilgilendiriyor. Rusya, Suriye'nin geleceğinde PYD/YPG'nin de söz sahibi olmasına itiraz etmeyen bir görünüm sergiliyor. Türkiye ise terör örgütünün hangi isim altında olursa olsun davet edilmesine müsaade etmiyor. Rusların Kürt aşiretleriyle toplantılar yaptığı, onları Rusya'da yapılacak toplantıda görmek istediği anlaşılıyor. Herkes biliyor ki Araplar gibi Türkmenlerin yanı sıra Kürtler de Suriye halkının bir parçası. Rusya'nın Kürtleri Suriye'de yeniden yapılanma sürecine dâhil edeyim derken terör örgütünü dışlayabilmesi, teröre bulaşmış kişileri Kürt temsilcilerden ayrı tutabilmesi, bu iradeyi gösterebilmesi gerekiyor. Eğer bunu yapamazsa, silahla, kanla korsan devletçikler ortaya çıkarmaya çalışan bir terör örgütü mükâfatlandırılmış olacak ki bu barış sağlama girişimlerinin bizatihi sabote edilmesi olacağından, kabul edilebilir bir durum da olmayacaktır.  

SORU: Suudi Arabistan'ın "ılımlı İslam" söylemini, bu ülkedeki gelişmeleri ve Suudi Arabistan-İsrail ilişkilerini de değerlendirir misiniz?

 

''SUUDİ ARABİSTAN'DA KIRAN KIRANA BİR İKTİDAR SAVAŞI YAŞANMAKTADIR''

Ilımlı İslam yorumundan, yolsuzluk suçlamasından dolayı prenslerin teker teker gözaltına alınıp bir otelde zorla tutulmalarına kadar yaşanan birçok hadise Suudi Arabistan'ı tartışmaların odağına çekmiştir. Suudi Arabistan'da suların durulmamasından ve yeni gelişmelerden kaygı duyduğumuzu belirtmek istiyorum.

Suudi Arabistan'da kıran kırana bir iktidar savaşı yaşanmaktadır. Mevcut Kral'dan sonra tahta geçmesi beklenen 32 yaşındaki oğlunun saha temizliği yaptığı, engel çıkaracak ne kadar isim varsa susturmaya veya suçlu hale getirmeye çalıştığı iddia edilmektedir. Veliaht, ABD başkanı Trump'la yakın bir ilişki kurmuştur ve ABD'nin İran'ı çevreleme ve yalnızlaştırma politikasının en büyük destekçisi durumundadır. ABD; Ortadoğu'da İsrail, Mısır ve Suudi Arabistan'la birlikte İran'ı köşeye sıkıştırma çabası içindedir. ABD Trump'la birlikte yeni bir strateji uygulamaya başlamış gibi görünmektedir. Demokratların döneminde İran'la anlaşma imzalayan ve Katar'la yakınlaşan ABD, Katar ve İran'ı izole eden ve karşısına Suudileri koyan bir anlayışa evrilmiştir. Bu stratejide İran sorunun kaynağı ilan edilmiş; İsrail ve Suudiler ise onun karşısına dikilmiştir. Suudiler, yeni veliaht ile bölgede İran kaynaklı Şii etkisini kırmaya çalışmaktadır. 

Bu coğrafyada, İran ile Suudiler arasında bir nüfuz savaşı yaşandığı artık gizlenemeyecek kadar aşikârdır. İsrail ise İran etkisinden çok çekindiği için bu denklemde ABD'nin yanında Suudileri desteklemektedir. Suudiler de bu işbirliğini kabul edilebilir kılmak adına "Ilımlı İslam" söylemini gündeme getirmiştir. Oysa İslam'ın ılımlısı gibi bir şey söz konusu değildir. Üstelik, düne kadar radikal, selefi ve kanlı niyetlere sponsor olan Suudiler, nasıl olur da şimdi ılımlı İslam'dan bahsedebilmektedir. Suudiler ile kanlı bıçaklı olan İsrail ise nasıl olur da Suudiler ile birlikte hareket edebilmektedir? Ortadoğu'da kavraması güç çıkar birliktelikleri kurulmaktadır. Irak ve Suriye'den sonra Ortadoğu'da yeni kriz alanlarının çıkması çok muhtemel görünmektedir. Son olarak da ABD'nin Kudüs ile ilgili açıklamaları bölgede adeta pimi çekilmiş bomba etkisi yaratmıştır. 

SORU: Yeri gelmişken son olarak, ABD Başkanının Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıdığını ilan etmesini ve Tel Aviv'deki Büyükelçiliğin Kudüs'e taşınması talimatı vermesini nasıl değerlendirirsiniz?

 

''KUDÜS, İSLAM DÜNYASININ GÖZBEBEĞİDİR, HAKLI DAVASIDIR''

ABD'nin İsrail ve Suudi Arabistan'la bir ittifak kurup Ortadoğu'yu yeniden şekillendirmeye çalıştığından bahsetmiştim. Bu gelişmeyi de o çerçevede ele almak gerekir. Ancak Filistin davasının ne kadar haklı olduğunu ve ABD-İsrail ittifakının bu bölgede yeni krizler yaratabileceğini tartışmaya gerek dahi yok.

Kadim bir şehir olan ve 400 yıldan fazla bir süre ecdadımızın hizmet etme şerefine nail olduğu altında bulunmuş Kudüs'ün ABD tarafından başkent olarak kabul edilmesi Ortadoğu'nun mahvolmasına yol açacak zaman ayarlı bir bomba gibidir. Müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa'nın bulunduğu kutsal bir belde olan Kudüs'le ilgili BM kararlarına aykırı olan bu girişimle, uluslararası hukuk ayaklar altına alınmakta ve meşruiyeti olmayan fiilî bir durum yaratılmaktadır. Zira BM Güvenlik Konseyi 1980 yılında bir karar alarak 1967'den beri süren Yahudi yayılmasını eleştirmiş ve Kudüs'ün İsrail tarafından tek taraflı bir kararla başkent ilan edilmesini geçersiz saymıştı. O günlere geri dönüş ihtimalini doğuran bu girişim kuşkusuz bölgede istenmeyen olaylara yol açabilecek niteliktedir. Filistinliler ile İsrail güvenlik güçlerini karşı karşıya getiren olaylar yaşanmaya başlamış, İsrail hava saldırıları düzenleyerek yine sivil Müslümanların kanını dökmüştür. Elbette ABD ve İsrail'e tepkiler büyümektedir. Acilen toplanan BM Güvenlik Konseyinde İngiltere, Fransa, İsveç, İtalya ve Japonya gibi ABD'nin müttefiki olan ülkeler de Trump'ın kararını eleştirmiş, Arap-İsrail barışını tehlikeye atan bir gelişme olarak değerlendirmiştir. 

ABD'nin bu sorumsuz girişimi, sadece bölgede değil tüm dünyada çatışmalara davetiye çıkaracaktır. Zira, Büyük Kudüs'ün kurulmasıyla ilgili İsrail planı, bölgesel barış ve huzuru doğrudan tehdit etmekte, İslam dünyasının tarihi ve manevi haklarını hiçe saymaktadır. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın İslam İşbirliği Teşkilatını, dönem başkanı sıfatıyla 13 Aralık'ta toplantıya çağırması yerinde olmuştur. Türkiye, bu sorunun aşılması ve ABD'yi böylesine riskli bir adımı atmaktan vazgeçirmek için diplomasiyi kullanması isabetli ve elzemdir. İsrail ve Filistin arasında adil, dengeli, tarihî ve manevî haklara riayet eden kalıcı bir barışın tesisi tüm bölge ve hatta dünyanın selameti açısından şarttır. Bu gerçek dikkate alınarak ABD'nin bu kararından vazgeçeceğini umut ediyorum. Aksi halde, Trump iç siyasî kaygılarla tüm dünyayı etkileyecek bir kaosun hatta savaşın fitilini ateşleyen sorumsuz bir lider olarak tarihe geçecektir. Son olarak ifade edelim ki Kudüs, İslam dünyasının gözbebeğidir, haklı davasıdır. 


 


Diğer GÜNCEL Haberleri

Komutanlar sınırda

Komutanlar sınırda

GENELKURMAY Başkanı Orgeneral Hulusi Akar, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Güler, Deniz Kuvvetleri KomutanıKoramiral Adnan Özbal ve Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hasan...

NATO'dan Türkiye'ye destek mesajı

NATO'dan Türkiye'ye destek mesajı

NATO, Türk Silahlı Kuvvetlerinin terör örgütü PYD/PKK'nın işgal ettiği Suriye'nin Afrin bölgesine yönelik başlattığı Zeytin Dalı Harekatı&#...

Bitlis'te operasyondaki askerlerin üzerine çığ düştü

Bitlis'te operasyondaki askerlerin üzerine çığ düştü

Bitlis'in Hizan ilçesinde PKK'lı teröristlere yönelik operasyonda çığ düşmesi sonucu 5 asker şehit oldu, 12 asker yaralandı.   Bitlis Valili...

Fetih Suresi harekat sona erene kadar okunacak

Fetih Suresi harekat sona erene kadar okunacak

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, Afrin'deki "Zeytin Dalı Harekatı"nın zaferle sonuçlanması için 90 bin camide yatsı ile sabah namazı öncesi ve...

Terör yuvaları yerle bir ediliyor

Terör yuvaları yerle bir ediliyor

ABD'ye rağmen, Rusya'ya rağmen Afrin'i "vururuz" dedik... Hainleri vurduk. Savaş uçaklarımız, terör yuvalarını yerle bir etti.  ÖSO da dün Af...

"Kaset" komplosu davası yarın başlıyor

"Kaset" komplosu davası yarın başlıyor

Eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile eski MHP'li yöneticilerin özel hayatlarına ilişkin olduğu iddia edilen görüntülerin internet ortamında yayımlanmasıyla i...

Kilis'te özel güvenlik bölgesi oluşturuldu

Kilis'te özel güvenlik bölgesi oluşturuldu

Kilis'te, Suriye sınırındaki bazı alanlar 15 gün boyunca özel güvenlik bölgesi olarak belirlendi.   Valilikten yapılan açıklamada, Türk Silahl...

Afrin harekatı başladı

Afrin harekatı başladı

Türk Silahlı Kuvvetleri, Afrin operasyonu kapsamında  terör örgütlerinin mevzilerini havadan uçaklarla bombaladı. Eş zamanlı olarak karadan da obüslerle at...

Çocuklarımızı sokaklarda yalnız bırakmayalım

Çocuklarımızı sokaklarda yalnız bırakmayalım

GENÇLİK ve Spor Bakanı  Osman Aşkın Bak, "Sivil toplum kuruluşları, spor kulüpleri ve muhtarlar olarak toplumumuzu tehdit eden uyuşturucu belasıyla mücadele ...

İyilerle kötülerin mücadelesi yapay zekayla sürecek

İyilerle kötülerin mücadelesi yapay zekayla sürecek

YAPAY zeka uygulamaları siber güvenliğe katkı sağlarken saldırganların elinde bir tehdide de dönüşebilecek. Bu teknoloji sayesinde saldırılar gerçekleşmeden engellen...