Ortadoğu Gazetesi

KARŞILIKLI VİZE YASAĞI BUZ DAĞININ SADECE GÖRÜNEN YÜZÜ

KÖŞE YAZILARI / 2017-10-13 09:56:38

KARŞILIKLI VİZE YASAĞI BUZ DAĞININ SADECE GÖRÜNEN YÜZÜ

Türkiye ve ABD arasında yaşanan ve karşılıklı olarak uygulanan vize yasağının görünürdeki yüzünde, ABD'nin İstanbul Konsolosluğu'nda çalışan, diplomatik dokunulmazlığı bulunmayan ve FETÖ terör örgütü ile güçlü bağları tespit edilen bazı personelinin tutuklanması yer alıyor.

ABD'nin hali hazırda Türkiye'de bulunan Büyükelçisi John Bass'ın geride bıraktığımız hafta bazı gazetelerin temsilcileriyle gerçekleştirdiği buluşmayla başlayan ve sonrasında devam eden açıklamalar içerisindeki görev sahasını aştığı anlaşılan kimi sözlerle, diplomatik nezakete yakışmayacak bir tutum takınmaya koyulması ise vize krizinin daha fazla alevlenmesine neden oldu.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsünün vize yasağı kararı alınmasında bakanlığın ve Beyaz Saray'ın onayının bulunduğunu belirtmesi ise tartışma ve değerlendirmelerin kapsamının sanılandan daha fazla olabileceğini işaret etti.

ABD'nin doğrudan Türk vatandaşlarını hedef aldığını gösteren vize yasağı uygulamasıyla, çok sayıda öğrenci, hasta ve işadamını etkileyecek bir karar alması, Türkiye konusunun Washington'da doğru, akılcı ve sağduyulu şekilde ele alınmadığını gösteriyor. Bu şartlar altında Türkiye'nin mütekabiliyet esasına göre ABD'nin aldığı vize yasağı kararı sonrasında benzer bir kararı almış olması ise doğrudur ve yerindedir. Bunun inatlaşmayla bir alakasının olmadığı, ülkenin saygınlığı ve karşılıklı ilişkilerdeki hakların korunması noktasında hassasiyet gösterildiği şeklinde değerlendirilmesi doğru olacaktır.

İlişki tarihi 200 yılı bulan Türkiye ve ABD arasında yaşanan kriz hali, masada bulunan diğer sorunlar dikkate alındığında oldukça çetin bir imtihan döneminden geçmektedir.

Türkiye ve ABD arasında soğuk rüzgârların esmesine neden olan gelişmelerin sadece FETÖ bağlantılı olan ve arkasının da geleceği yönünde bazı iddialar bulunan ABD konsolosluk çalışanlarının tutuklanmasıyla sınırlı kaldığını düşünmek, eksik bir değerlendirme ve yaklaşım olacaktır. Kaldı ki bu isimler Türkiye'nin vatandaşıdır ve bu ülkede yaşayan herkes gibi kanunlara uymak mecburiyetindedirler. Aksi bir durumun gerçekleşmesi halinde bağımsız mahkemelerin gereken çalışmaları yapması kimseyi şaşırtmamalıdır.

1 Mart Tezkeresi ile başlayıp, Irak'ın işgali ile devam eden, ardından Türkiye'deki diğer iç siyasi olaylarla seyreden ve gelinen aşamada Arap Baharı'nın yarattığı etkiyle Ortadoğu özelinde vukuu bulmaya başlayan rejim ve sınır değişiklikleri sürecinin Türkiye-ABD ilişkilerindeki sorunları artırmış olduğu bilinen bir gerçektir.

İki ülke Kore krizinde beraber aynı safta yer alarak birlikte omuz omuza savaş tecrübesi vermelerine, Türkiye'nin 11 Eylül saldırılarından sonra her seviyeden kararlı bir duruşla ABD'nin ve ABD halkının yanında yer almasına karşın, sıra kendisine geldiğinde terörle mücadele anlamında ABD'den beklediği desteği görememesi yeni tartışmalar ve sorunlar yaratmıştır.

 

ABD'NİN TÜRKİYE KONUSUNDA OLUŞAN ENDİŞELERİ

ABD yönetiminin kendi penceresinden bakarak, uygulamaya koyduğu vize yasağı kararının, buz dağının görünmeyen kısmında yer alan sorunlar ve ana gerekçelerinin şu başlıklarla beraber değerlendirilmesi daha doğru olacaktır:

-Türkiye'nin, Rusya'dan S-400 füze sistemlerini almak üzere anlaşma imzalaması

-İdlip'e, Rusya-İran işbirliği ile başlatılan operasyon

-IKBY tarafından 25 Eylül'de gerçekleştirilen korsan referandumu sonrası başlayan Türkiye-İran yakınlaşması ve bölgesel işbirliği

-İsrail'e yönelik Türkiye'nin izlemeye koyulduğu politika

-ABD'nin yeni dönemde uygulayacağı Afganistan politikasında Pakistan başlığının iki ülke arasında büyük fikir ayrılıkları doğurması

-Türkiye'nin, Çin tarafından başlatılan "Yeni İpek Yolu" projesinde aktif katılım sağlama isteği

Bu meselelerin hemen hepsi ABD'nin küresel üstünlüğü bir başkasına, özellikle de Çin ve Rusya'ya bırakmak istemediği, üstünlük sahalarını elinde tutmaya gayret ettiği coğrafyalarda yaşanıyor.

Türkiye'nin etki ve potansiyeli ABD'nin istediği şekilde şekillenmezse, bu kez ABD çok büyük riskler ve tehditlerle karşı karşıya kalacağını biliyorken, Türkiye'ye yönelik politikasını hiç olmadığı kadar sertleştirmeye koyuluyor. Unutulan ana konu Türkiye'nin bağımsız bir ülke olduğu ve kendi kararlarını kendisinin verdiğidir. Bölgesinde taşıdığı ağırlık Türkiye'yi ana güç merkezlerinden birisi yaparken, tarihi bağları ise güç merkezi olmasını ispatlayan ve aradan geçen her gün biraz daha bu durumu pekiştiren bir etkiye muktedir kılmaktadır.

Türkiye sahip olduğu coğrafi konum, güçlü ve disiplinli ordusu, büyük nüfus potansiyeli ve gelişen ekonomisiyle beraber küresel üstünlük mücadelesinde rekabet eden her çevre için yanında görmek isteyeceği, aynı zamanda kendi hedefleri de olan büyük bir ülkedir. ABD'nin anlamamakta ısrar ettiği yahut büyük bir yanılgıyla görmezden geldiği esas mesele de burada saklıdır. Zira Türkiye bir başkasının çıkarları için değil, kendi menfaat ve doğruları için bağımsızlığına, milli bütünlüğüne zarar vermeyecek istikrarlı bir politikayı takip etme hedefindedir. Kendisine Türkiye'nin dost ve müttefiki tanımlaması yapanların buna saygı göstermeleri mecburidir.

Ancak güncel gelişmelerin başta terörizm, etnik ve mezhepsel ayrışma ile Ortadoğu ülkelerinin bölünme tehdidi yaşaması Türkiye'nin milli güvenliğine yönelik çok büyük riskler yaratmışken, ABD'nin bu gerçeği görebildiğini ve anlayabildiğini söylemek kesinlikle mümkün değildir. ABD'nin Türkiye'ye bakışı son yıllarda sorunlu, çarpık ve yanlış bir istikamette seyretmeye başlamıştır. Obama döneminden, Trump dönemine geçen yönetim perspektifindeki hatalar hala sürdürülmektedir.

 

ABD'NİN YANLIŞLARI RUSYA'YI MEMNUN EDİYOR!

Dahası ABD yönetimi aldığı son derece yanlış kararlarla, Türkiye'ye yönelen milli güvenlik tehditlerinin sadece oluşmasını sağlamamış, bu yöndeki yanlış politikalarını sürdürerek Türkiye açısından dost ve müttefikliği sorgulanır bir ülke haline gelmiştir. Elbette hiç kimse böylesi bir noktada Türkiye'nin olan bitenlere karşı tepkisiz kalıp, yaşananları sineye çekeceğini düşünmemelidir.

Burada sorulması gereken ana soru Türkiye'nin neden ABD'nin görüşlerine katılmadığı ve politikalarına destek vermediği konusundan öte, ABD'nin hangi yanlışları yaparak Türkiye'yi kendisinden uzaklaştırmayı başarabildiğidir.

Açıktır ki bu durumdan tümüyle hoşnutluk yaşayan, önde gelen ülke ise Rusya'dır. Nitekim Moskova yönetimi, Türkiye ve ABD arasında yaşanan böylesine derin kırılmayı dikkatle takip ederken, Türkiye'nin yanında yer aldığını göstermek için büyük bir çaba sarf ediyor. Türkiye ve Rusya'nın uçak düşürme krizinden bu yana geliştirdiği ilişkiler artık sadece ekonomik olmanın ötesinde siyasi ve askeri alanları da kapsarken, büyük ölçekli bölgesel ortaklık seviyesine doğru da günden güne ilerleme kaydediyor. Kuşkusuz ki Türkiye ve Rusya arasındaki gelişmeye koyulan ilişkilerin kendi içerisinde bir sınırı var, ancak ABD'nin Türkiye'ye yönelik yanlışları karşısında Rusya her bir adımı dikkatle takip edip, peşi sıra kendi adımını atmaktan geri durmuyor. 

Bahse konu olan bu sınırın çapını da mümkün olduğunca genişleterek Türkiye'nin arzuladığı alanı sağlamaya yönelik yeni yollar ararken, aynı şekilde bu işten kendisinin de karlı çıkacağı konuların neler olduğunu çok iyi biliyor. Örneğin Rusya'nın, PKK/PYD'ye yönelik yaklaşımı malumken, Türkiye'nin taşıdığı "PKK Koridoru" kaygısını doğru bir şekilde değerlendirerek Fırat Kalkanı Harekâtı ile başlayan, akabinde İdlip ile seyreden askeri operasyonlara desteğini sunuyor. Ayrıca Ankara'nın dost ve müttefik ülkelerden temin edemediği hava savunma sistemlerinin satışı konusunda da Türkiye ile uyum içerisinde çalışacağını gösteren bir imaj çiziyor.

ABD ise bu şartlar altında Türkiye'ye karşı süregelen hatalar zincirinin neden kaynaklandığını anlayıp, pozisyonunu ona göre şekillendirmek yerine, neticede kendi elini git gide daha fazla zayıflatan politikalarına devam ediyor.

Uzun yıllar boyunca pek çok konu başlığında ve sorun sahasında iki ülke birbirini destekleyen, ortak paydada buluşmayı elde eden yaklaşımla, her türlü meydan okumaya karşı birlikte hareket etmişken, bugün Türkiye ve ABD arasında süregelen ortaklığın en düşük seviyeye inmiş olduğu sır değildir. Mevcut durumda var olan politikalar iki ülke açısından birbiriyle örtüşür yönleri şuan için göstermediği gibi birbiriyle zıt yönde olan oldukça fazla sayıda meseleyi iki ülkenin de gündemine getirmiştir.

 

 

 

TÜRKİYE NEDEN HAKLI?

Meselenin Türkiye boyutundan bakıldığında ise ortaya çıkan sonuç vahim olduğu kadar, haklı yönlerin neden Türkiye tarafında bulunduğunu gözler önüne seriyor.

Türkiye ve ABD ilişkilerinin böylesine gergin seviyede seyretmesinin Türkiye açısından oluşturduğu esas anlam kuşkusuz ki son yıllarda ABD'nin, PKK ve bu terör örgütünün Suriye uzantısı olan PYD'yi, bir başka terör örgütü olan IŞİD'le mücadelede kendisine partner olarak seçmesinden kaynaklanıyor.

Türkiye, PKK ve PYD arasındaki aktif ve organik bağı her türlü bilgi ve belgeyle ortaya koymasına ve kimi batılı ülkelerin dahi bu görüşte olmalarına karşın, ABD yönetimi Suriye politikasını neredeyse tümüyle PKK/PYD üzerine oturtacak ve bu terör örgütünün meşruiyet elde etmesine yol açacak bir stratejiye bağladı.

Washington yönetimi, başta Menbiç'in PKK/PYD terör örgütünün kontörlünde olmayacağına dair sunulan taahhütler olmak üzere, Suriye meselesinde Türkiye'ye en üst düzeyden verilmiş olan sözlerinin gereğini yerine getirmeyerek büyük bir sorumsuzluk örneği sergiledi.

PKK/PYD terör örgütüne ileri teknolojiye sahip silahların verilmesi, üstelik bunların kapsam ve miktarının IŞİD'le mücadele stratejisinden çok daha büyük olması, Türkiye'nin kendi topraklarında PKK terör örgütüne karşı verdiği mücadelede, ABD'nin Suriye'de dağıttığı silahların ele geçirilmesi, Ankara'nın kaygılarında ve Washington'a yönelttiği eleştirilerinde %100 haklı olduğunu ortaya koymuştur. 

Dahası bu durum ABD Senatosu'nda yapılan bazı toplantılarda açıkça ifade edilirken, kimi senatörler PKK/PYD konusunda Türkiye'ye hakkını teslim eden beyanlarda bulunarak, ABD'nin izlediği yolun yanlış olduğunu kendi iç bünyelerinden teyit etmiştir.

Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ın, Washington'a yaptığı ziyarette Türk konutunun önünde toplanan terör örgütü PKK yandaşlarının yaptığı gösteriye karşı gereken güvenlik tedbirlerini almayıp, müdahale etmeyen ABD'nin, Cumhurbaşkanlığı korumalarının Sayın Erdoğan'ın güvenliği sağlamak üzere hareket etmesini meselenin gerçekliğinden uzak bir yaklaşımla ele alması ve bu yönde ABD iç kamuoyunda bazı tepkilerin oluşması ise sonradan ABD siyasetini de etkilemiştir.

Mevcut durumda Türkiye'ye karşı olumlu bakan ABD'li senatör sayısının az olduğu, var olanların da bu iklim dolayısıyla fikirlerini açıkça ifade edemedikleri yönünde yapılan değerlendirmeler mevcut olsa da, Trump'ın başkan olarak seçilmesinin ardından ABD iç kamuoyunun yaşadığı bölünmüşlüğün Türkiye konusunda da var olduğu açıktır.

Öte yandan 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen FETÖ merkezli askeri darbe girişiminin tepe noktasındaki isim olan Fetullah Gülen başta olmak üzere çok sayıda FETÖ mensubu teröristin ABD'de kendilerine güvenli bir iklim bulmuş olmaları, Türk kamuoyu açısından sorun olan bir başka önemli konudur. 

Adalet Bakanlığı başta olmak üzere, meselenin takipçisi olan çok sayıdaki resmi kurumların kuvvetli delil, tespit ve taleplerine rağmen ABD'nin halen FETÖ elebaşısını Türkiye'ye iade etmeye yanaşmaması, Türkiye nezdinde ABD'ye olan büyük güven kaybının en önemli gerekçelerindendir. Mevcut durumda Türkiye'ye karşı böylesi bir ayıbın sürdürülmesi ise ilişkilerin onarılmasının önünde yatan en önemli engellerden birisidir.

Bu çerçevede, tarihi bağlara sahip iki ülke arasında yaşanan krizin derinleşmesinin kendilerine ne gibi yararlar sağlayacağını öncelikle ABD iyi düşünmeli, kararını ona göre vermelidir. 

Şantaj ve tehdit politikalarıyla elbette kimse bir yere varamaz. İhtiyaç olan akılcı, diğer tarafın milli güvenlik endişelerine saygı duyup gereğini yapan ve sağduyulu bir anlayış zeminine ilişkileri oturtabilmektir.

Türkiye oldukça güçlü bir geçmişe, engin bir devlet tecrübesine, zengin bir potansiyele ve yeteneğine bağlı olarak kendi yolunu her halükarda çizmeyi başaracak kudret ve kararlılığa sahiptir. Siyasi ve toplumsal alanda, Türkiye'ye yönelik tehditlere karşı sergilenen birlik ve dayanışma ruhunun giderek genişlemesi, Türkiye'nin mevcut potansiyelini daha da artırmaya başlatmıştır. 

Bizleri dost ya da düşman olarak görmek isteyenlerin bu gerçeklerin bilincinde olmasında kendileri açısından fayda vardır.


 


Diğer KÖŞE YAZILARI Haberleri

11 ayda 365 kadın öldürüldü

11 ayda 365 kadın öldürüldü

"KADIN Cinayetlerini Durduracağız Platformu" nun bu yılki verileri, Türkiye'nin kanayan yarası 'kadına yönelik şiddet'in hız kesmediğini ortaya koydu. Bu yı...

ZİRVE...

ZİRVE...

Trump'ın skandal Kudüs açıklaması ile başlayan gerilim sürerken, İstanbul'da toplanan İslam işbirliği teşkilatı önemli bir karara imza attı. Zirveye kat...

ABD'nin foyası ortaya çıkarılmalı

ABD'nin foyası ortaya çıkarılmalı

          Trump'ın Kudüs'ü İsrail'in başkenti ilan etme kalleşliği karşısında yapılacak şey, İslam aleminin tek ses olarak bu kararı yok s...

ALİ METİN TOKDEMİRİN ANISINA... ADAM GİBİ ADAMDI METİN TOKDEMİR...

ALİ METİN TOKDEMİRİN ANISINA... ADAM GİBİ ADAMDI METİN TOKDEMİR...

1985 yılının Ekim'i, Eskişehir'de bir kahvehanede oturmuş çay içiyorum, üniversite yıllarımın ilk günleri, kalacak yerim yok, babamın verdiği beş kuruş h...

Bölücülüğü İfade Özgürlüğü Gören CHP Zihniyeti!

Bölücülüğü İfade Özgürlüğü Gören CHP Zihniyeti!

Osman Baydemir zavallısı yine bölücülükle, terör diliyle gündem oldu. CHP ise bölücülere destek gündemine devam etti. Değişen bir şey yok yani...

YAKINDA KÜRDİSTAN BİR YERLERİNE SAPLANACAK!

YAKINDA KÜRDİSTAN BİR YERLERİNE SAPLANACAK!

Adam psikolojik vak'a… Türkçe özürlü PKK'li Baydemir… 2009'da DTP'den belediye başkanıydı, 2015'te HDP milletvekili oldu. ...

İslam Dünyasında Türkiye'nin Önemi ve Sorumlulukları

İslam Dünyasında Türkiye'nin Önemi ve Sorumlulukları

1969 yılında İsrail'in işgal ettiği Kudüs'te Al Aksa Mescidini yıkması üzerine kurulan İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) kuruluşunun gerekçesine konu olan ayn...

Kendi sorunlarımızı unutmayalım

Kendi sorunlarımızı unutmayalım

          ABD'nin arka arkaya gelen kalleşlikleri Türkiye gündeminde her şeyin önüne geçti. Rıza Sarraf üzerinden ülke yöne...

"AKP İLE KOALİSYON KURAMAZSAM ÜZÜLÜRÜM" DİYENLERE BAK !

"AKP İLE KOALİSYON KURAMAZSAM ÜZÜLÜRÜM" DİYENLERE BAK !

AK Parti ile koalisyon kurmanın CHP'ye oy kaybettireceği yorumları var. Siz ne düşünüyorsunuz? Biz Türkiye'nin çıkarları için her türlü...

Eş Zamanlı Okumalar

Eş Zamanlı Okumalar

TBMM'de 2018 yılı bütçe görüşmeleri devam ediyor. MHP Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy'un 12 Aralık 2017 Salı günkü konuşmasını dinliyorum.  ...