Ortadoğu Gazetesi

BIST
96 455
%-1,03
USD
5,6547
%0,06
EUR
6,5166
%-0,01
Altın
223,2484
%0,10

Bilim, Sanat, Öğretim Dili Olarak Türkçe (*)

Dr. Hüseyin Yeniçeri / 2014-03-11 09:34:59

 

Türkçe 3500 yıldır konuşulmakta, 1300 yıldır hem konuşulmakta, hem yazılmaktadır. Türk, varlığını Türkçeye borçludur. Bugün İzmir bizimse burada Türkçe konuşulduğu içindir. Türkçenin konuşulup yazılmadığı yer Türk'ün olmaktan çıkar. 

 

Türkçe; Göktürkler zamanında bilim dili olma düzeyine gelmişti. Orhun Yazıtları, bilinen ilk Türk tarihidir. Göktürk tarihi bu yazıtlarla aydınlanmıştır. Uygurlar döneminde dini eserler, dini hikayeler, fallar, şiirler Uygur Türkçesiyle yazılmıştı. Karahanlılar döneminde de Türkçe bilim ve sanat diliydi. Halka İslam'ı öğretmek amacıyla yazılan eserler hep Türkçeydi. Edip Ahmet, Ahmet Yesevi, Yusuf Has Hacip, Kaşgarlı Mahmut; Türkçenin bilim ve sanat dili olması için en büyük çabayı gösteren bilim ve sanat adamlarımızdı. 15. yüzyılda Çağatay Türkçesinin dünya çapında temsilcisi Ali Şir Nevai, Farsçaya karşı Türkçenin bayraktarlığını yapan en büyük dil bilginimiz ve sanatçımızdı. 

Türkçe tarih boyunca bilim ve sanat diliydi. Türkçenin yaşatılması, geliştirilmesi yerine Arapça ve Farsçanın dil değerleri öne çıkarıldıkça Anadolu'da bu girişimlere tepkiler oldu: 1277'de Karamanoğlu Mehmet Bey'in Fermanı; Edirneli Nazmi, Aydınlı Visali, Tatavlalı Mahremi tarafından başlatılan Türk-i Basit Akımı ve Nabi tarafından başlatılıp Şeyh Galip ve Nedim tarafından sürdürülen Mahallileşme Akımı Türkçeden uzaklaşma girişimlerine duyulan tepkilerden üçüdür. 

Eski Anadolu Türkçesi döneminde verilen önce sözlü, sonra yazılı ürünler incelendiğinde Türkçenin başarı ile bilim ve sanat ürünlerinde kullanıldığını gösteriyor. Battalname, Danişmendname, Hamzaname, Dede Korkut gibi sözlü örnekler; Risalet ün-Nushiyye, Harname, Aşık Paşa Oğlu Tarihi, Kabusname çevirisi gibi yazılı örnekler Türkçenin Anadolu'daki çağıltısıdır. Osmanlı Türkçesi döneminde düzyazı üç çizgi izler. Süslü, orta ve sade. Sinan Paşa'nın en başarılı örneklerini verdiği süslü anlatımda Türkçenin görkemi hissedilir. Sinan Paşa'nın en önemli eseri "Tazarrûnâme" dir. Süslü Türk düzyazısının ilk büyük örneği budur. Bu tasavvufî eserinde Sinan Paşa aşk konusunu ele alır ve varlığın aslını bulmaya çalışır. Allaha hitap ederek onun büyüklüğüne sığınır. Bu eserde yedi peygamberin hayatları da anlatılır.Tazarruname, dîvan edebiyatında musanna (sanatlı,süslü) düzyazının ilk örneği sayılır. İşte Sinan Paşa'nın iki eserinde Türkçenin görkemi: 

 

"... Kibir sahibini hor ider ve kendüyü görmek kişiyi kör ider. Feragat derûna huzur verir ve beşâşet yüze nûr verir. Tevazu izzeti mûcib olur ve devlet muhabbeti mûstevcib olur. Kusurun bilen sûd-mend olur ve kendüyü öğen namerd olur. Şehvete yelen hayvan olur ve gazaba uyan şeytan olur... Höd-rây olanın tâ İli onağan olmaz ve kendü fikrine uyanun işi onâgan olmaz... Hak isteyen tevekkülde olur ve ten besleyen eklide olur... (Tazarrûnâme'den) 

"...Rivayet olunur ki bir südci var idi. Sü-düne su katar idi. Bir gün sel geldi, koyunun apardı. Ehl-i İbret İdi, hâlini anladı. Bu hâl neden olduğın bildi ve hâline ağladı: Hayf ki o süde katduğum, sular sel oldı geldi, koyunouklarumu aldı, der idi... (Maarifnâme'den) 

Orta düzyazının iki ünlü temsilcisi Naima ve Evliya Çelebi'nin tarih ve gezi türündeki eserlerinde anlaşılır bir Türkçe kullanılır. İslami bilgileri işleyen ilmihaller, dini öyküler, halk öyküleri, masallar, bilmeceler, ninniler, halk şiiri örnekleri ile Mercimek Ahmet'in önderliğini ettiği sade düzyazıda Türkçenin bütün güzelliği sezilir. Sarayın Türkçeden sapmasına karşılık, halkın diline sıkı sıkıya sarıldığının kanıtıdır sade düzyazı. 

16. yüzyıldan başlayarak 19. yüzyılın ortalarına kadar uzanan dönemde Türkçe, dünya çapında bilimsel değerleri olan eserler de ortaya koymuştur. Bunlardan ikisi üzerinde kısaca duralım: Osmanlı döneminde bilim denilince ilk akla gelen kişilerden olan Erzurumlu İbrahim Hakkı, astronomi, fizik, psikoloji, sosyoloji ve din ile ilgili pek çok çalışma yapmıştır. Tasavvufî konularla birlikte, fen bilimleri hakkında da geniş bilgileri kapsayan Marifetname adlı eseri, ansiklopedik bir özellik taşımaktadır. 1757'de tamamlanan Marifetname, yalın ve halkın anlayabileceği bir dilde yazılmıştır. Yazarın söylediğine göre, Marifetname 400 kitaptan yararlanılarak yazılmıştır. Bu kitapta ilk defa bir bilgin tarafından Güneş Sistemi ('hey'et-i cedide') anlatılmıştır. 

Bir başka bilim adamımız da Katip Çelebidir, Hacı Kalfa adıyla da tanınmıştır. Osmanlı Devleti'nde Batı bilimleriyle fazla ilgilenen ve Doğu bilimleriyle karşılaştırıp sentezini yapar. Katip Çelebi'nin eserleri okununca Türkçenin bilim dili kimliği bütün çıplaklığı ile ortaya çıkar. Coğrafya, tarih, biyografi, bibliyografya, din, halk bilimi dallarında onlarca esere imza atmıştır. 

Osmanlı Türkçesi, Arapça ve Farsçanın kurallarıyla yapay bir kimliğe bürünürken bilim, sanat ve eğitim dili olmaktan uzaklaşmıştı. Hele eski yazı diye bilinen Arap Alfabesinin Türkçeyi yazmada yetersiz olması Türkiye Cumhuriyeti'nin hem dile, hem yazıya el atmasını zorunlu hale getirdi. Atatürk, iki konuya da el attı. 1 Kasım 1928'de Latin temeline dayanan yeni alfabeyi 1353 sayılı yasa ile kabul ettirdi. Dört yıl sonra da şimdiki adı TDK olan Türk Dilini Tetkik Cemiyeti'ni kurdu. Yeni yazıyı, ülkeyi il il dolaşarak yurttaşlarına tanıtırken TDK'nin Türkçeyi bilim, sanat ve eğitim dili haline getirmesi için gerekli çalışmaları başlatmasını sağladı. 

Atatürk'ün en büyük hedeflerinden biri Türkçeyi anaokulundan yüksek lisans ve doktora eğitimine kadar öğretim dili yapmaktı. TDK'nin kuruluş amacı da buydu. Türkçeyi hızla gelişen teknolojiyi karşılayacak bir büyük kültür dili haline getirmek için çok çalışmak gerekiyordu. Türkçeyi geliştirmek, zenginleştirmek için TDK, dört ayrı koldan dört ayrı çalışma başlattı. Derleme, tarama, birleştirme ve türetme. Halkın bildiği ve kullandığı sözler toplanıyor, eski Türkçe eserlerdeki Türkçe sözler taranıyor, sözcük birleştirme ve türetme çalışmaları ile dile on binlerce yeni sözcük kazandırılıyordu. Öleceği günlere kadar Atatürk, TDK'deki çalışmalara bizzat katılıyor, hatta birleşik sözcük ve türetilmiş sözcükler yaparak Türkçeye yeni terimler kazandırıyordu. Cumhuriyet'in Türkçeyi ayağa kaldırmasıydı bu uğraşlar. 

Atatürk'ten sonra yönetime gelenlerde Türkçe bakış açısı yoktu. Nato'ya girebilmek uğruna Batıya veremeyecekleri taviz yoktu. Nitekim en büyük taviz en can alıcı noktamızdı. Türkçe dışında başka dillerle öğretim hakkı veriliyordu. 

27 Aralık 1949 tarihinde Türkiye ve ABD hükümetleri arasında "Eğitim Komisyonu" kurulmuş dört Türk, dört Amerikalıdan oluşan komisyon, ülkemizdeki eğitim kurumlarında yabancı dilde eğitim verilmesi kararını almıştır. Bu antlaşmadan sonra kurulan ODTÜ, İngilizce ile öğretime başlıyor, bugün Anadolu Liseleri denilen kurumların o zamaki adları kollejlerde ve özel öğretim veren kurumlarda İngilizce öğretim dili oluyordu. 1980'den sonra açılan üniversiteler, İngilizce eğitim için YÖK'te kuyruğa giriyordu. Bu Türkçenin hakimiyetine büyük ve korkunç bir darbeydi. 

 

İngilizce öğretim yapan Tıp Fakültesi'nin Türk Dili Hocası olarak bu uygulama uykularımı kaçırıyordu. Nitekim 1997 yılında Hacettepe Üniversitesi'nde anaokulundan doktora eğitimine kadar öğretim dilinin Türkçe olmasını gerçekleştirme umuduyla Türkiye'de ilk kez Türkçe Topluluğu'nu kurdum. Başlattığım bu girişim on yedi yıl içinde 86 üniversitemize yayıldı. Gelin görün ki İngilizce öğretimden uzaklaşmak için çabalarken özel okullarda yerel dillerle öğretim hakkı tanındı. Türkçenin sahibi yoktu çünkü. Kimsenin kılı kıpırdamadı. Rumca, Lazca ve Kürtçe öğretim veren ilköğretim okulları açılmaya başladı. Böylece Türkçe Topluluklarının anlam ve önemi bir kat daha arttı. Çok Dillilik Bölücülüktür başlıklı yazımızda ve Afyon Türk Dünyası Kongresinde bu uygulamanın sakıncalarını ayrıntılı bir biçimde ve bilimsel verilerle dile getirdik, karşı çıktık, kınadık. 

Türkçenin bilim, sanat, öğretim dili olmasını savunmayanlar; Türk Milletine, Türk kültürüne ihanet içindedirler. Türkün yaşadığımız topraklarda varlığı, dirliği, çıkarı Türkçenin hakimiyetine bağlıdır. Türkçe giderse Türkiye gider. 

(*) 2 MART 1984'TE İZMİR'DE ZEKERYA DOĞAN KÜLTÜR MERKEZİNDE VERDİĞİM KONFERANSIN METNİ 

 
 
 
 




 



Diğer Makaleleri

- MHP Mİ HAKLI, TUĞRUL TÜRKEŞ Mİ? / Tarih : 2015-08-29 09:40:20
- Anlatımda Yazım ve Noktalama / Tarih : 2015-08-26 10:23:30
- DİL / Tarih : 2015-08-01 09:27:26
- Bir İnce Sızı Oyunu / Tarih : 2015-05-03 10:33:19
- CÜMLE ÜZERİNE / Tarih : 2015-04-07 10:20:02
- ÜÇ KALEM BİR ROMAN / Tarih : 2015-04-01 10:30:08
- TÜRKLERLE NEDEN UĞRAŞIYORLAR? / Tarih : 2015-01-30 08:30:27
- I. DİL VE KÜLTÜRÜN TANIMI / Tarih : 2015-01-18 12:27:33
- YAZARLIK / Tarih : 2015-01-04 11:38:38
- YAZARKEN YAZI DİLİMİZİ KULLANALIM / Tarih : 2014-12-02 11:01:50
- Kuzen, Kanka Türkçede Gerekli mi? / Tarih : 2014-11-27 11:22:11
- VEFA ÜZERİNE / Tarih : 2014-11-11 14:18:23
- KONU ve YORUM / Tarih : 2014-11-10 11:15:45
- MİLLİYETÇİ AYDIN MI, ÇIKARCI AYDIN MI? / Tarih : 2014-09-28 11:24:09
- KURAN'I ANLAYARAK OKUMAK / Tarih : 2014-09-17 11:00:51
- TÜRKÇENİN DOĞURGANLIĞI / Tarih : 2014-09-14 11:25:58
- KADIN, DEMOKRASİ VE TÜRKÇE / Tarih : 2014-05-25 11:02:20
- TÜRK'ÜN KARAKTERİ VE TÜRKÇE -I- / Tarih : 2014-05-18 11:02:36
- SLOGAN ve DEYİM ÜZERİNE / Tarih : 2014-05-11 10:49:31
- GÖKTÜRKLERDEN KALMA SİKKELER BULUNDU / Tarih : 2014-02-08 09:43:54

Diğer Dr. Hüseyin Yeniçeri Makaleleri : 1 2 3 4 5  İleri »