Ortadoğu Gazetesi

SÖZDE BAĞIMSIZLIK REFERANDUMUNA DAİR ÜLKELERİN TUTUMU VE YENİ KOŞULLAR-V

İsmail Özdemir / 2017-10-11 09:13:22

TÜRKİYE, İRAN VE IRAK'IN ORTAK POLİTİKA ARAYIŞLARI

Irak'ta yaşanan siyasi krizin son yıllarda yarattığı etki, bu ülke içerisindeki siyasi bölünmeyi ve rekabeti hem artırdı hem de kızıştırdı. Barzani yönetiminin geride kalan yıllarda Merkezi hükümet ile bütçe konusunda yaşadığı anlaşmazlıklar, yerel ve merkezi hükümet arasındaki anlaşmazlıkları artırırken, merkezi hükümet içerisinde de başta yolsuzluk konusu olmak üzere diğer bazı sebeplerden dolayı ciddi manada siyasi bir karışıklık süreci yaşandı. Hatta zaman zaman Irak'ta bulunan siyasi-dini akımlar geniş kitlesel gösterilerle Bağdat yönetimine karşı tepkilerini yükseltirken, bu sürecin içerisinde Sünni kesimin Saddam sonrasında devlet yönetimindeki ağırlığının azalması, mezhep temelli kutuplaşmayı yükseltti.

IŞİD'in ortaya çıkarak Suriye ve Irak'ta gücünü artırdığı dönem, böylesi bir sürecin hemen ardından yaşandı. Bu durum terör örgütü IŞİD'in gücünü artırmasına ve kısa zamanda Irak'ta başta Musul olmak üzere önemli alanlarda kontrol sağlamasına yol açtı. Irak'ın siyasi bölünmüşlüğünü fırsata çeviren IŞİD'in yarattığı en büyük travma ise kuşkusuz Musul'u kolay bir şekilde ele geçirmesi, Sincar, Tel Afer ve Havice gibi önemli alanlarda benzer kazanımlara ulaşması Irak'taki vahim durumu sorgulanır hale getirdi. İnsani açıdan pek çok mezalime yol açan IŞİD'in ilerleyişi, diğer yandan ele geçirdiği petrol sahaları sebebiyle Irak'ın ekonomisine büyük bir darbe indirdi.

Bu şartlar altında başta Türkiye olmak üzere IŞİD'le mücadele anlamında Iraklı güçleri eğitip silahlandırmaya koyulan ülkelerin öncülüğünde yerel ve merkezi hükümet gücünü artırmaya başladı. Türkiye, Irak'ta açılan Başika'daki askeri kamp aracılığı ile çok sayıda Iraklı güvenlik kuvvetlerine destek sağladı. (Musul'un alınmasında Başika'da eğitilen unsurların katkısı büyük olmuştur) İlerleyen süreçte ise Irak ordusu ve bundan daha da öte Barzani yönetimindeki peşmergeler IŞİD'le mücadele çerçevesinde geniş askeri imkânlara kavuşturuldu. Fakat bu sürecin işlemesinde dikkat çeken ana konu özellikle ABD, Almanya, Fransa, İngiltere ve Kanada gibi ülkelerin desteğiyle peşmergelerin, Irak ordusundan çok daha önce askeri imkânlarının artırılması ve böylelikle peşmergenin IŞİD karşısındaki ilerleyişinin sağlanması oldu. Peşmerge ile beraber PKK terör örgütü de ismi anılan batılı ülkelerin desteklerinden nasibini aldı. Sonunda Irak'ın merkezi güvenlik kuvvetleri henüz teşkilatlanma ve hazırlık safhası olarak kabul edilebilecek bir dönemin içerisindeyken, IŞİD'le mücadele koalisyonunun eğitim, silahlandırma ve hava gücü desteğini alan peşmergeler ve PKK'lı teröristler önce Musul-Erbil istikameti, ardından da Irak'ın Suriye sınırında stratejik bir bölgede bulunan Sincar'ı IŞİD'ten aldı. Böylelikle Barzani kısa sürede Irak anayasasında "tartışmalı bölgeler" olarak tanımlanan alanlarda, IŞİD'le mücadele gerekçesiyle daha önce elde edemediği kontrolü sağlamış oldu.

Irak ise sonraki süreçte gerek merkezi ordunun tüm unsurlarıyla güçlendirilmesi, gerekse İran'ın desteğini alarak önemli bir teşkilatlanma seviyesine ulaşan Haşdi Şabi oluşumuyla beraber IŞİD karşısındaki ilerleyişini sürdürerek şimdiki sürece gelen bir zaman diliminde IŞİD karşısında üstünlüğü sağladı ve ülkenin geri kalanında kontrolü ele geçirdi. Son olarak Ekim ayı başında Kerkük'e yakın bir konumda bulunan Havice ilçesinin IŞİD'ten tamamıyla temizlenmesiyle IŞİD'in Irak'ta kontrol ettiği herhangi bir yerleşim birimi kalmadı.

Üç ülkenin yani Türkiye, İran ve Irak'ın bu süreç içerisindeki konumları çoğu zaman birbiriyle rekabet eder ve hatta siyasi düzeyde büyük gerginliklere sebep olan yapıda ilerledi. Başika Kampı meselesiyle ilgili Irak ve İran'ın Türkiye'yi eleştiren tutumları, zaman zaman Haşdi Şabi meselesinde de Türkiye'nin İran ve Irak merkezi hükümetlerini eleştiren bir pozisyon almasıyla devam etti. Ancak Barzani yönetiminin sözde bağımsızlık referandumunu gündeme almasıyla beraber bu kez Türkiye, İran ve Irak'ta ortak kaygılar etrafında, birbiriyle örtüşen tepkiler gelmeye başladı. Hatta böylesi bir süreç içerisinde Başika Kampı meselesi gündemden düşerken, Haşdi Şabi'nin Türkmen kenti Tel Afer'i IŞİD'ten kurtarması operasyonuna Türkiye sessiz kalıp, kimi iddialara göre de destek vererek ilişkiler anlamında önemli bir ilerleme kaydedildi.

Aynı döneme denk gelen bir periyotta, 15 Ağustos 2017 tarihinde İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri'nin, Türkiye'ye yaptığı üst düzey ziyaret ise Türkiye ve İran'ın başta terörle mücadele ve bölgede sınırların yeniden değiştirilmesi çabaları karşısında ortak zemin oluşturulmasına yönelik önemli bir dönemin başlatıldığını gözler önüne serdi. Bu ziyarette iki ülkenin Kandil ve Sincar bölgesindeki PKK terör örgütü varlığına karşı ortak mücadele geliştireceği, bölgesel meselelerde birbiriyle uyumlu politik adımlar atılacağı ve Barzani'nin sözde bağımsızlık referandumuna karşı yine ortak bir tutum izleyeceği yönünde bilgiler kamuoyuna yansıdı. Sadece Irak'ta Barzani aracılığı ile değil, Suriye'de de PKK/PYD terör örgütü aracılığı ile oluşturulmaya çalışılan sözde Kürt devleti projesini iki ülkenin "ortak tehdit" olarak kabul edip, "ortak politika" geliştirme çabasına girmesi Ortadoğu siyaseti açısından bundan sonraki dönemler için önemli gelişmelerin yaşanacağının en önemli göstergesi olmuştur. Dahası Türkiye ve İsrail'in, Katar ile diğer bazı Körfez ülkeleri arasında yaşanan krizde Katar'ın yanında yer alması, işbirliği çabasının Irak ve Suriye'nin çapını aşan bir derinlikte olacağı imajını yansıtmaktadır. Barzani'nin sözde bağımsızlık referandumu girişimlerine karşı İsrail'in resmi ağızlardan ve açık destek ilanında bulunmasına paralel olarak, PKK terör örgütünün eylemlerini meşru gördüklerine dair değerlendirmeler gelmesi de Türkiye ve İran yakınlaşmasına yol açan bir başka ana konu olmuştur.

Bu yaşanılanlar Irak merkezi hükümetini Barzani'nin girişimleri karşısında Türkiye ve İran'ın çizgisine daha da fazla yakınlaştırmıştır. Birbiri ile aynı coğrafyayı paylaşan üç ülke bölünme senaryolarına karşı aynı kaygıyla Irak'ın toprak bütünlüğünden yana olduklarını, sözde referandumun Irak anayasası ile uluslararası hukuka aykırı olduğunu en belirgin ve kararlı bir şekilde ifade ederlerken, Barzani'nin sözde bağımsızlık referandumunu da aynı çerçevede tehdit olarak gördüklerini gizlememiştir. Bu çerçevede izlenen politika siyasi, diplomatik, ekonomik ve askeri yönden müşterek bir politika izlenmesi sonucunu Türkiye, Irak ve İran açısından doğurmuştur.

Nitekim Barzani'nin sözde bağımsızlık referandumunu gerçekleştirdiği 25 Eylül 2017 tarihinden hemen sonra Irak meclisinin, hükümete verdiği yetkiyle Barzani yönetiminin kontrolünde bulunan sınır kapıları, havaalanları ve petrol kuyularının merkezi hükümete iade edilmesi kararı Türkiye ve İran'ın benimsediği politikanın ana eksenini göstermiştir. Buna ilave olarak Ankara ve Tahran, Irak'la yürütülecek tüm ilişkilerde sadece merkezi hükümeti muhatap alma kararını ilan ederken, yine her iki ülke de kendi sınırlarında, Barzani'nin kontrolü altında bulunan Irak bölgelerine yakın alanlarda askeri tatbikatlara başlamışlardır. İlerleyen süreçte Irak merkezi hükümetinin sınır kapılarını devralmak üzere gerekirse askeri müdahalede bulunacağını ilan etmesi ve böylesi bir seçeneğin gerçekleşmesi için Türkiye ve İran'la ortak operasyon yapılacağını duyurması ise yakın süreç açısından Irak'ta önemli gelişmelerin yaşanabileceğini şimdiden işaret etmektedir. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 4 Ekim 2017 günü İran'ın başkenti Tahran'da İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile yaptığı görüşmelerde bu meselelerin tümüne değinilirken, düzenlenen ortak basın toplantısında İsrail'e karşı kullanılan ifadeler de dikkate alındığında, bölgesel meselelerde Türkiye ve İran'ın, İsrail'in bölge ülkeleri üzerinde başta terör örgütleri eliyle olmak üzere yapmaya çalıştığı istikrarsızlaştırma çabalarına yönelik eylem birliği geliştirmeleriyle alakalı bir gündemin vukuu bulacağını ortaya koymuştur.

Irak'ın Ankara Büyükelçisi Hişam Ali Ekber İbrahim el-Alevi'nin, 7 Ekim 2017 tarihinde bir gazeteye verdiği röportajında, sınır kapılarının gerektiğinde Barzani yönetiminden zor kullanarak devralınabileceğini ve Türkiye'nin Irak sınırında ortak askeri tatbikat yapılmasının gerekçesini aynı mevzuyla ilişkilendirmesi Irak ve Türkiye arasındaki ilişkilerin gelinen seyrinin en önemli hatlarını ortaya koymaktadır. Irak Büyükelçisi'nin bu sözleri kullanırken, Türkiye ile yeni bir sınır kapısının açılması ve bu sınır kapısının direkt Musul'a açılacağını belirtmesi de önümüzdeki günlerde Türkiye'nin ciddi anlamda atacağı askeri çabaların ipuçlarını vermektedir. El-Alevi'nin bu çabaları Başika Üssü ile ilgili tartışmaların ortadan kaldırılması gerektiğine bağlaması bir başka önemli meseledir. Başbakan Binali Yıldırım'ın, Irak'ın Ankara Büyükelçisinin sözlerine karşılık Başika meselesinin iki ülkenin arasında sorun olmayacağını belirtmiştir.

Bütün bunlar olup biterken Türk kamuoyu Irak'ın toprak bütünlüğü ile beraber, milli ve tarihi bir hassasiyet göstererek Irak'ta bulunan Türkmenlerin varlıklarının ve haklarının korunmasına yönelik talepleri en üst seviyede seyretmektedir. Özellikle Milliyetçi Hareket Partisi Lideri Sayın Devlet Bahçeli'nin izlemiş olduğu politika, Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı bölgesel tehditler düzleminde milli şuuru canlı tutarken, Türkiye'nin meşru haklarını korumasına yönelik ortaya konması gereken kararlı duruşun en önemli dayanağını oluşturmuştur. Türkiye'nin bölgesel bölünme projelerini engelleyici gücünün farkında olan iç ve dış çevrelerin ama özellikle de içteki Barzani lobisinin rahatsızlığı dikkatlerden kaçmazken, Sayın Devlet Bahçeli'nin "Türkmenlerin varlık mücadelesine katılmak üzere 5000 ülkücü hazırdır" çıkışı yapması, Türkiye'nin yaşanan böylesi büyük bir kriz ve tehdit karşısında ihtiyaç duyduğu milli duruş ve beraberliğin sembolleşen tanımı haline gelmiştir.

--Bitti--




 


Diğer Makaleleri

- TRUMP'IN KUDÜS KARARININ NEDENLERİ / Tarih : 2017-12-11 08:35:57
- ABD'nin Kudüs Kararı Nasıl Bir Etki Yaratacak? / Tarih : 2017-12-08 08:52:00
- Kudüs'ü İsrail'in Başkenti Yapma Tezgâhı / Tarih : 2017-12-04 07:48:35
- Türkiye'ye Baskı ve Şantaj Politikası Sökmez / Tarih : 2017-12-01 08:41:02
- ABD BAşkanı Yalan mı Söyledi? / Tarih : 2017-11-29 08:52:41
- SURİYE KONUSUNDA TÜRKİYE'NİN ARTAN ETKİSİ / Tarih : 2017-11-27 08:31:36
- SURİYE'DEKİ SİYASAL SÜRECİN ZORLUKLARI / Tarih : 2017-11-24 08:30:04
- Afrin'e Müdahale Zamanı Geldi / Tarih : 2017-11-22 08:53:17
- LÜBNAN NEDEN HEDEFTE? / Tarih : 2017-11-13 08:41:50
- Petrole Dayalı Sistem Çökerken / Tarih : 2017-11-10 08:40:35
- SUUDİ ARABİSTAN'DA GERÇEKTE NELER OLUYOR? / Tarih : 2017-11-08 07:49:20
- TÜRKİYE YÜKSELİRKEN SORUMLULUKLARIMIZ / Tarih : 2017-11-03 08:39:43
- BARZANİ SONRASI PKK/PYD’Yİ KULLANMA ÇABALARI / Tarih : 2017-11-01 17:07:21

Diğer İsmail Özdemir Makaleleri : 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10  İleri »