Ortadoğu Gazetesi

ABD'nin Kudüs Kararı Nasıl Bir Etki Yaratacak?

İsmail Özdemir / 2017-12-08 08:52:00

ABD Başkanı Donald Trump, kedi ülkesindeki seçimlerden önce vaatleri arasında yer alan belki de en dikkat çekici mesele olan Kudüs'ün, İsrail'in başkenti olarak tanınması konusunda ülkesi adına adım attı ve ABD Büyükelçiliğini Tel Aviv'den, Kudüs'e taşınmasını onayladı.

1995 yılında ABD Kongresi'nde alınan bu kararı, o dönemden bu yana geçen süre zarfında ABD'de göreve gelen başkanların tamamı onaylamamış ve altı aylık periyotlarla sürekli ertelemişlerdir.

Kuşkusuz ki bunun ana sebebi Birleşmiş Milletler tarafından İsrail'in 1967 yılı öncesi sınırlarına çekilmesi kararının var olması ve diğer yandan Ortadoğu'daki kalıcı barış ve istikrarın tesisinde Filistin meselesinin önemi olmuştur.

Nitekim gerek 1995 yılında ABD Kongresi'nde alınan kararın, gerekse bu kararı aradan geçen 22 yıl sonra onaylayan Trump'ın girişimleri hukuksuz ve temelsizdir.

Aynı kararın hiçbir karşılığı yoktur, bu nedenle de kabulü asla mümkün değildir.

Müslümanlık, Hristiyanlık ve Musevilik için önemli olan ve Yüce Kitabımız Kur'an'da kendisi ve çevresinin kutsal kılındığı (Kulu Muhammed'i bir gece Mescid-i Haram'dan yola çıkararak, kendisine bazı mucizelerimizi gösterelim diye, çevresini kutsal kıldığımız Mescid-i Aksa'ya ulaştıran Allah, her türlü noksanlıktan uzaktır. O her şeyi işiten ve her şeyi görendir. İsra Suresi 1. Ayet) Kudüs'te yapılmaya çalışılan oldubittilere sessiz kalınmasını kimse beklememelidir.

Kudüs'ün özellikle İslam âlemi açısından bir başka önemi ise Müslümanların ilk kıblesinin burası olmasından kaynaklanmaktadır.

Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) Mirac'a Kudüs'ten yükselmiş, İslam'ın yolumuzu aydınlatan çok sayıdaki emirleri de bu kutsal yolculuktan sonra insanlığa ulaşmıştır.

ABD yönetimi almış olduğu bu kararla İsrail'in yıllardan bu yana bölgede yaptığı zulümleri yok sayarak, hiçbir hukuku tanımayıp bölge barışına en büyük zarar veren İsrail'i aynı kirli faaliyetleriyle ilgili cesaretlendirdiği gibi bundan sonrası açısından gerek Ortadoğu'da, gerekse küresel seviyede büyük bir kaos ve kargaşanın fitilini de ateşlemiştir.

Zira yüzyıllar boyunca Hristiyanlarla Musevilerin ve Müslümanlarla Hristiyanların savaşlarının ana sebebi daima Kudüs'ün kontrolünü kimin elde edeceğine bağlı olarak şekillenmiştir.

Osmanlı döneminde, kudretli hakanlarımızdan olan Yavuz Sultan Selim zamanında Memlük seferiyle Türk idaresi altına giren Kudüs, aradan geçen 500 yıllık süre boyunca huzur ve refahın hâkim olduğu, Müslümanların, Hristiyanlar ve Musevilerle beraber barış içerisinde yaşadığı bir dönemi yakalamıştır.

Ne var ki Birinci Dünya Savaşı süresinde, 1917 yılında elimizden çıkmış, ilerleyen süreçte İngiltere tarafından ilan edilen Balfour Deklerasyonu ile bölgede kurulması hesap edilen İsrail'in 1947 yılında tarih sahnesine çıkışıyla yeniden kan ve gözyaşının hâkim olduğu bir iklime mahkûm olmuştur.

Aradan geçen 50 yıllık zaman zarfında Kudüs ve Filistin sorunu Ortadoğu'da kalıcı barışın tesis edilememesi noktasındaki en büyük ve ana etken olmuş, iki devletli çözüm önerisi İsrail'in vurdumduymaz ve şımarık tavırları ile ona destek veren kimi ülkelerin izlediği politikalar nedeniyle hayata geçememiştir.

Trump'ın aldığı kararı açıktır ki kimse sineye çekmeyecek, bunun karşısında duracaktır.

Dahası Ortadoğu'da var olan diğer sorunlar, sadece vekâlet yoluyla kalmayıp, ülkeler arası çatışmalara dönüşecek sancılı bir iklimin doğmasına da neden olup, bunun da yalnızca Ortadoğu ile sınırlı kalmaması sonucunu doğurabilecektir.

ABD yönetimi Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanımakla küresel barış ve istikrarı bizzat kendisi tehlikeye atmış, bir bakıma bundan sonra yaşanacakların sorumlusu olduğunu ilan etmiştir.

İslam dünyasının tepkisini Mısır ve Suudi Arabistan'daki kokuşmuş ve kuklaya dönmüş idareciler aracılığıyla aşabileceğini düşünenlerse çok büyük bir yanılgı ve yanlışın içerisine düştüklerini elbette anlayacaklar.

Bu saatten sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olabileceğini söylemek mümkün olmayacaktır.

Zira Kudüs meselesi taşıdığı anlam ve önem itibarıyla yalnızca Filistin-İsrail arasında var olan bir konu olmayıp, özünde tüm İslam dünyasını, bir adım fazlasıyla da dünyayı ilgilendiren anlama sahiptir.

Artık küresel düzeyde sorgulamalar artacak, bizzat batı merkezli inşa edilen her ne varsa sorgulanmaya, akabinde de buna karşı olacak yeni politikaların ve ittifaklıkların kurulması kaçınılmaz olacaktır.

Belki de en başta sorgulanacak olan Birleşmiş Milletler'in kendisi olacak, hemen her ülke giderek işlevsiz hale gelen bu yapılanmanın herhangi bir öneminin kalmadığı düşüncesiyle ya güçleri ölçüsünde alternatif bir küresel sistem inşasına girecekler, ya da daha bağımsız bir şekilde davranmaya başlayacaklar.

Bu şartlar altında İslam dünyası açısından en büyük sorumluluk Türkiye'de bulunuyor.

Sahip olduğu potansiyeli, birikimi, tarihi serüveni ve güncel siyasi durumu itibarıyla Filistin ve Kudüs meselesinde Türkiye gibi öncü konumda olabilecek bir başka ülke ortada görünmemektedir.

Suudi Arabistan ve Mısır'ın İsrail lehine takınmaya başladıkları tutum ortadadır, Ürdün Kudüs'ün emanetlerini taşıyor görünse de potansiyeli oldukça zayıf bir ülkedir, İran ise belirli ölçüde gücü olmakla beraber başkaca problemlerle meşgul olmak durumundadır.

Asya ve Uzak Doğu'da bulunan diğer İslam ülkeleriyse gerek bölgeye olan uzaklıkları, gerekse meselenin tarihine Ortadoğu'da bulunan ülkeler kadar vakıf olmamaları sebebiyle liderlik edebilecek bir pozisyona sahip değillerdir.

İşte bu nedenle Türkiye'nin her şart ve koşul altında öne çıkarak İslam dünyasını aynı hassasiyetler çerçevesinde ve mümkün olan en geniş yelpazede toplumlar ve yönetimler üzerinden kucaklamayı başarıp, Kudüs ve Filistin meselesinden başlamak üzere liderlik etmelidir.

Görünen gerçeklik İslam dünyasının her açıdan büyük bir tehlike altında olduğunu her yönüyle gösterirken, tarihi sorumluluğun bir kez daha biz Türklerin omzuna yüklendiğini anlamalı, bu yükü kaldıracak bir anlayışı ve politikaları hayata geçirerek birlik ruhunu tesis edebilmeliyiz.

Irak, Suriye, Afganistan, Yemen, Libya gibi çoğu İslam ülkelerinde yaşananlar tesadüfi değildir.

Afrika çöllerinden Ortadoğu'ya, Balkanlardan Kırım'a, Doğu Türkistan'dan Arakan'a varıncaya kadar yaşanan zulmün ve insanlık ayıbının sadece Müslüman ülkelerde yaşanıyor oluşu görünenin ötesinde bir amacın taşındığını gösteriyor.

Aynı sıkıntıların kendi ülkemizde de vukuu bulmasını isteyenlerin boş durmadıklarını biliyorsak, biz de boş durmamalı, lider bir potansiyeli yakalayarak harekete geçmeliyiz.




 


Diğer Makaleleri

- MESELE SADECE IRAK VE SURİYE'NİN KUZEYİ Mİ? / Tarih : 2018-01-19 08:59:58
- SURİYE'DE HESAPLAR KIZIŞTI / Tarih : 2018-01-15 08:42:06
- TÜRKİYE'NİN GERÇEKLERİ VE MHP'NİN İRADESİ / Tarih : 2018-01-12 08:23:26
- Ortadoğu'da Yaklaşan Tehlikenin Farkındamıyız? / Tarih : 2018-01-08 08:52:38
- 2018'E GİRERKEN DÜNYA, BÖLGEMİZ VE TÜRKİYE-II / Tarih : 2018-01-03 09:26:41
- SUUDİ ARABİSTAN'DA YAŞANAN SİYASİ KIRILMA / Tarih : 2017-12-18 08:55:14
- TRUMP'IN KUDÜS KARARININ NEDENLERİ / Tarih : 2017-12-11 08:35:57
- Kudüs'ü İsrail'in Başkenti Yapma Tezgâhı / Tarih : 2017-12-04 07:48:35

Diğer İsmail Özdemir Makaleleri : 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10  İleri »