Ortadoğu Gazetesi

BIST
97 454
%-1,55
USD
5,6319
%0,88
EUR
6,4743
%0,76
Altın
222,3682
%0,46

YÜZDE 5 ENFLASYON TEMENNİ Mİ HEDEF Mİ?

Celal TAŞDOĞAN / 2017-12-11 08:35:17

Ekonomi iyiye mi gidiyor yoksa kötüye mi? Yılın son çeyreğinde ortaya çıkan veriler kafa karıştırıcı birçok detay içermektedir. Esasen her aklıselim insan için iyi temennilerde bulunmak gayet makul bir tutum olacaktır. Gelin görün ki bu konuda elimize ulaşan veriler çelişkilerle dolu gözükmektedir. 

Kasım ayı itibariyle ortaya çıkan enflasyon verileri oldukça yüksek olan yüzde 12,98 ile moralleri bozmuş gözükürken sanayi üretim endeksi verilerinin yüzde 7,3 gibi "olağanüstü" bir sıçrama yakalamış olması bu konuda kafaları daha çok karıştırmıştır. Aslında sanayi üretim endeksindeki son üç aydır ortaya çıkan artışın bir önceki yıla göre hesaplandığını gözden kaçırmamız gerekmektedir. Örneğin bir önceki yılın (Temmuz 2016) aynı ayına göre endeksteki artış yüzde 14,5 olarak rekor düzeye ulaşmıştır şeklindeki bir veriyi okurken ama 15 Temmuz darbe teşebbüsü nedeniyle söz konusu tarihte üretim endeksi dip noktasındaydı Temmuz 2017'de böyle bir artışın olması normaldir diye cevap verilebilir. Dolayısıyla devam eden aylarda da benzer bir şekilde karşılaştırmalar yapıldığında aşağı yukarı benzer yorumlara rastlamak mümkündür. Bu konuda daha iyimser baktığımı belirtmekle birlikte Ekim 2017 üretim endeksinde dikkat çeken bir başka hususu sizlerle paylaşmak istiyorum. Özellikle ekonomik durgunluğun aşılabilmesine yardımcı olabileceği düşünülerek dayanıklı tüketim mallarında yapılan KDV ve ÖTV indirimlerinin yarattığı canlılığın Ekim 2017 itibariyle sona erdiği ve bu sektörlerinin üretim endekslerinin yüzde 18,5 küçüldüğü görülmektedir. Bu anlamda rekor bir küçülme diye de yorumlayabilirsiniz. 

Mobilya sektöründe ise durum daha dramatik bir hale gelmiştir. Ekim 2017 üretim endeksi bir önceki aya göre yüzde 30,7 küçülmüştür. Buna karşılık üretimin başka alanlarında küçük te olsa iyileşmeler söz konusu olmakla birlikte dayanıklı tüketim mallarında ve mobilya imalatında ortaya çıkan bu anormal düşüşler vergi indiriminin bitmesiyle açıklanmaktadır.

Bizim buradan çıkarabileceğimiz sonuç aslında tüm sektörlerde bir gerileme olmamakla birlikte bazı sektörlerde olağanüstü bir durgunluğun olduğu gerçeğidir. O zaman bu sektörlerde çalışanların bir durgunluktan bahsediyor olması art niyetli bir eleştiri olarak görüldüğünde, gerçekleri saptırmaktan başka bir işe yaramayacak düzeysiz bir savunma geliştirmiş oluruz. 

Özellikle şunu iyi anlamımız gerekmektedir. Ekonomik kriz olduğu takdirde bu her kesimi olumsuz etkilerken ekonomik durgunluk aynı şiddette bir olumsuzluğu yaratmadığı gibi etkileri de sektörlere göre değişkenlik gösterebilmektedir. Önemli olan genel bir üretim artışının olup olmadığı tartışmak değil sorun olan sektörlere nasıl politikalar uygulanacağını ortaya koyabilmektedir. Elbette vergi indirimi nedeniyle durgunluğu aşmaya çalışmak geçici bir çözüm olacak bunun devam ettirilmesi de mevcut bütçe açıkları nedeniyle mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla sektörlerin karşılaştığı temel kısıtları görmezden gelerek durgunluğu savuşturma politikaları takdir edersiniz ki yeterli olmayacaktır. 

Şu konuyu artık kabul etmemizde yarar gözükmektedir. Türkiye'de döviz kurları ekonominin ana göstergesi olarak kabul edilmektedir. Döviz kurlarında ortaya çıkan bir artış karşısında ekonominin diğer göstergelerini öne çıkararak durumu iyi göstermeye çalışmak beyhude bir çabadır. Merkez Bankası'nın kurları dolaylı yollardan frenlemeye çalışması bir süre sonuç vermemiş ancak 14 Aralık 2017 tarihindeki Para Politikası Kurulu'nun faiz artırımına gideceği söylentisi ile birlikte piyasa da döviz kurları gerilemeye başlamıştır. 

Demek ki ekonomide ki finansallaşma o denli artmış ki ekonomi iyi mi kötü mü gidiyor algısı faiz ve döviz kuru ikilemine indirgenmiştir. Bu arada umutlar faizlerin artacağı yönünde olunca düşen döviz kurları ile ekonomik istikrarın sağlanacağı şeklinde bir argümana bağlanmıştır. Üretim endeksinin ne olduğu, hangi sektörler de sorun olduğu ülkenin gündeminde yer al(a)mamaktadır. 

Tüm bunların sonucu olarak ta milletin gündemi ile birilerinin gündeminde farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Özel sektörü yönlendirenlerin ve ticari bankaların döviz ve faiz tartışmaları sürekli gündemi işgal etmekte ve faizin bir miktar artırılması durumunda doların gerileyeceği böylece ekonominin düze çıkacağı algısı sürekli tekrar edilmektedir. Bu kadar çabaladıklarına göre 14 Aralık'ta bunu başaracakları da öngörülebilir. 

Milletin gündeminde yer alan bir başka konu ise (her ne kadar döviz lobicilerinin gündeminde olmasa da) enflasyondaki önlenemeyen artıştır. Bu konuda Merkez Bankası 2020'ye kadar hedeflenen enflasyonun yüzde 5 olduğunu söyleyerek beklentileri kırmaya çalışmış olsa da bankanın bu söylemi artık inandırıcı olmaktan çıkmıştır. Ben şahsen Merkez Bankası'nın artık temennilerini bizlerle paylaştığını düşünenler arasındayım çünkü yüzde 5 hedefi yeni bir hedef olmamakla birlikte son 10 yıldır hiç gerçekleşmemiş olması ve ortaya çıkan gelişmelerde dikkate alındığında söylendiği anda etkisi tükenen bir açıklama olarak görülmektedir. 

Ekonomi yönetiminin son dört aydır söylediği tek bir şey vardır. "Göreceksiniz enflasyon gelecek ay düşecek" bu artık bir nevi milletle iddiaya tutuşmaya benzemektedir. Göreceksiniz yüzde 5 olacak tadında bir açıklama ise adeta bu iddianın bir tık yukarıya yükseltilmesini sağlamıştır. Umarım haklı çıkarlar demek isterdim ama göreceksiniz yine bir bahane bulacaklar. 

Milletin gündemi ekonomide yaşanan durgunluk ve enflasyon artışından kaynaklanan yaşam maliyetlerinin artışıdır. Geçim sıkıntısı ile boğuşan insanlara faizi artırdığımızda döviz kurları gerileyecek ve her şey daha iyi olacak şeklinde bir dayatma anlamlı gözükmemektedir. Döviz kurları ile ilgili Merkez Bankasının yılsonu beklentisi 1 dolar = 3,80 TL civarında gözükmektedir. Hali hazırda bu oran gerçekleşmiş ve banka mevcut duruma razı olmuştur. Dolayısıyla durgunluk yaşayan sektörlerin ve yaşanan yüksek enflasyonun çözümü bir başka yıla devredilmiştir. 

Merkez Bankası 2017 yılında kötü bir performans sergilemiştir. Bu açıdan gelecekle ilgili oluşturmaya çalıştığı olumlu beklentiler soru işaretleri ile doludur. Fiyat istikrarı konusundaki hassasiyet tartışmalı hale gelmiş ve milletin gündemi dikkate alınmamıştır. Ekonomi büyürken işsizliğin artması, kurlardaki artışa rağmen enflasyonun düşeceğinin iddia edilmesi, faizi artırınca kurların düşeceğinin beklenmesi, Eylül ve Ekim ayında insanları yeterince meşgul etmiş ve bankanın elini zayıflatmıştır. Bu nedenle yüzde 5 enflasyon hedefi ilanı acele ile verilmiş bir karar olarak görülmekte ve daha çok bir temenniyi benzemektedir.




 



Diğer Makaleleri

- FİNANS PİYASALARINDAKİ TEDİRGİNLİK / Tarih : 2017-12-17 09:29:08
- KRİZLERİN NEDENİ DIŞ ETKİLER İSE ÇÖZÜM NE? / Tarih : 2017-11-27 08:30:45
- BORSANIN ARTIŞI ÜRETİME NEDEN YANSIMIYOR? / Tarih : 2017-11-20 08:28:10
- BEKLENMEYEN BİR ENFLASYON VAR İSE BEKLENEN NE? / Tarih : 2017-11-14 08:40:37

Diğer Celal TAŞDOĞAN Makaleleri :