Ortadoğu Gazetesi

ABD'nin Telaşlı Hali ve küresel Sistemin Geleceği

İsmail Özdemir / 2017-12-22 08:54:25

Geride bıraktığımız hafta ABD Başkanı Trump, ülkesinin Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi'ni açıkladı.

Belgenin özelliği ABD Başkanının görev yapacağı süre boyunca küresel düzlemde nasıl bir politika izleyeceği, önceliklerinin neler olacağı, hangi meselelere ağırlık vereceği ve görev süresinin sonuna kadar kimleri dost kimleri rakip ya da bir diğer deyişle düşman olarak gördüğü konularının içermesidir.

Bu belge elbette genel bir çerçeveyi yansıtıyor ve ilk bakışta göze çarpan ana olgu ABD'nin, İkinci Dünya Savaşı ile başlayıp, Soğuk Savaş ile sonucu görülen küresel üstünlüğünü artık başkalarına kaptırma endişesi taşıdığıdır.

2017 yılının Haziran ayında ABD Ordusu'na bağlı Stratejik Araştırmalar Merkezi'nce yayınlanan "Üstünlük Sonrası Dönem İçin Risk Analizi" başlıklı raporla, şimdi yayınlanan strateji belgesi kıyaslandığında arada önemli benzerliklerin var olması ise sanılanın aksine bu belgenin savunma anlayışından daha ziyade küresel üstünlüğü kaybetmeme adına daha saldırgan bir anlayış üzerine inşa edildiğidir.

ABD Ordusu'nun, ABD'nin savunma politikalarında karar alma yetkisi bulunan çevreler için hazırladığı tavsiye niteliğindeki raporda, 2017-2027 yılları arasında yaşanabilecek yahut yaşanması için uğraş verilecek olaylara bakıldığında bu sonuç kesin bir şekilde karşımıza çıkmaktadır.

Bahse konu olan 23 farklı senaryoya göre ABD'nin Çin, Rusya, Kuzey Kore ve İran'ı açık birer tehdit olarak algıladığı görülürken, aynı düzlemde Türkiye ve Pakistan konularında bu iki ülkede iç çatışmaların vukuu bulabileceği, buna da ABD'nin askeri olarak müdahale etmesi gerektiği yaklaşımının benimsenmesi dikkatlerden kaçmamıştır.

Her ne kadar strateji belgesinde ülkemizin adı açıkça zikrediliyor olmasa da, özellikle ABD Ordusu'nun bahse konu olan çalışmasında Türkiye'nin, ABD'nin müttefik ülkeleri arasında gösterilmemesi, Türkiye'nin nasıl bir algılanmayla değerlendirildiğinin ipuçlarını vermektedir.

Netice olarak ABD Ordusu tarafından hazırlanan raporla, Başkan Trump'ın ilan ettiği Ulusal Güvenlik Stratejik Belgesi arasında bir ortak anlayışın varlığı, her ikisinde de küresel üstünlüğün kaybedilmeye başlandığı yaklaşımının ana ölçü olduğu anlaşılıyor.

Nitekim Trump'ın ilan ettiği belge içerisinde Çin ve Rusya ile ilgili olarak "revizyonist güçler" tabirinin kullanılması, bu ülkelerin mevcut küresel statükoyu ABD çıkarlarının aksine etkilemeye çalıştığı yorumunun yapılması da Washington'un eskisi kadar dünya siyasetinde rahat hareket etmediğini hissettiğini ortaya koymaktadır.

Trump'ın ilan ettiği strateji belgesi sonrasında çoğu çevre artık tek kutuplu değil, çift kutuplu bir dünya düzeninin var olduğu yorumunu yapmaya başlamış olsa da bu durum bir bakıma eksik ve yanlış bir değerlendirme olacaktır.

Zira küresel düzlemde yaşananlara bakıldığında artık iki kutuplu bir dünya düzeninden ziyade, çok kutuplu bir dünya düzenine doğru hızlı bir sürecin yaşanmaya başlandığını görüyoruz.

Çünkü rekabetin kendisi artık hemen her bölgede kendisini göstermeye başlamışken, bölgesel güç olarak tanımlanan ülkelerin de her anlamda potansiyellerini artırmaya başladıkları, şimdiye kadar alışılmışın dışında giderek daha fazla bağımsızlaşan bir politika takip ettikleri ortadadır.

Yakın bir zaman kadar hemen her ülke ABD'nin belirlediği politikalara göre pozisyon almayı tercih ederken, mevcut durumda bu durum çıkarların giderek ön plana çıktığı bir anlayışla seyrederken, tabi olarak kimi yerlerde ABD'nin izlediği siyasetin aksi yönünde olacak sonuçlar doğuruyor.

Kuşkusuz ki bunda yatan asıl etken, Çin ve Rusya gibi giderek askeri ve ekonomik gücünü artıran ülkelerin varlığı olsa da, bir başka yoldan ABD'nin izlediği yanlış siyasetin neticesinde kimi ülkelerin haklı olarak kendi menfaatleri ölçüsünde hareket etmeye başlamasıdır.

Kuzey Kore meselesinde ABD'nin Güney Kore ve Japonya'ya taahhüt ettiği güvenliği ne derecede sağladığı belli değildir, Türkiye gibi uzun yıllardan bu yana en yakın müttefiki olan bir ülkeyi PKK/PYD'yi silahlandırmayla kaybetmeye başlaması ortadadır ve son olarak Kudüs konusunda aldığı hukuksuz karar neticesinde başta İslam ülkeleri olmak üzere çok sayıdaki diğer ülkeler nezdinde de önemli bir prestije dayalı kayıp yaşadığı aşikârdır.

Dahası Trump'ın, göreve gelir gelmez NATO konusunda ittifak ruhuna aykırı söylem ve eylemler içerisine girmesi ve buna ilave edilebilecek diğer bazı yanlışları Avrupa ülkeleri nazarında da ABD'ye duyulan güveni zedelemiş, sonuçta Avrupa kendi ordusunu kurma ve ABD'den bağımsız siyaset izleme yoluna girmeye başlamıştır.

Hiç şüphesiz benzer bir durumu İngiltere'nin son birkaç yıldır izlemeye koyulduğu politikalarından da görmek mümkündür.

Dolayısıyla küresel sistemde yaşanan kırılmaların bütününde var olan ana etken ABD'nin şimdiye kadar getirdiği sorumluluklarını yerine getirememesi, izlediği yanlış politikalar sebebiyle bölgesel barışı tehlikeye attığı sonucudur.

Tabiatın boşluk kabul etmemesi sonucunda elbette yaşanan güç dengesizliği bir şekilde başka birileri tarafından dengelenmek durumunda kalacaktır.

Kaldı ki şimdilerde olan da budur.

Örneğin Kudüs kararında baştan sona haksız ve hukuksuz bir tutum izleyerek, bu kadim şehrin İsrail'in başkenti olduğunu ifade etmek, peşi sıra Birleşmiş Milletler (BM)'de karara itiraz eden ülkeleri tehdit eder bir tutum takınmak ABD'ye bir fayda sağlamayacağı gibi bundan sonra yaşadığı kayıpların giderek artmasına da yol açacaktır.

Washington yönetiminin bunu göremeyecek olması ayrı bir vahamet konusuyken, gördüğü ve anladığı halde böylesi bir yolu izlemekte ısrar etmesi ise önümüzdeki dönemde çetin geçecek bazı koşulların vasat bulmaya başladığını her ülkenin gündemine getirmiştir.

Neresinden bakarsak bakalım yarım asrı aşkın süreden bu yana var olan küresel statüko artık değişmeye başladığını, mevcut durumu kaldıramadığını artık her hali ile gözler önüne sermeye başlamıştır.

BM çatısı altında Kudüs konusunda Türkiye'nin öncülüğünce Mısır tarafından Güvenlik Konseyi Gündemine getirilen ve ABD'nin yalnız başına kaldığı oylamayla, Genel Kurul'da yapılacak oylama öncesinde ABD'nin korku ve endişe içerisinde kendi aleyhlerinde oy verecek ülkeleri açıkça tehdit etmesi dünyanın artık yeni bir döneme girdiğinin en önemli habercisidir.

Bu sürecin devam eden aşamalarında ve sonucunda bölgesel güçler adından git gide daha fazla söz ettirmeye başlayacakken, gidişatın tersi yönünde direnç gösteren ülkelerin önemli kayıp yaşayacakları sonucu ise şimdiden ortada bulunuyor.




 


Diğer Makaleleri

- FRANSA'NIN TÜRKİYE KARŞITI EYLEMLERİ ARTIYOR / Tarih : 2018-04-25 09:36:39
- BÖLGESEL HAMLELER VE TÜRKİYE'NİN KARARLILIĞI / Tarih : 2018-04-20 09:54:01
- SURİYE'DE OYUN YENİDEN KURULMAK İSTENİYOR / Tarih : 2018-04-16 09:05:55
- ORTADOĞU'DA YENİ HESAPLAR / Tarih : 2018-04-09 08:55:39
- ABD VE FRANSA'NIN TUTUMUNU NASIL OKUMALIYIZ? / Tarih : 2018-04-02 09:34:16
- RUSYA GERÇEKTE NEDEN HEDEFTE? / Tarih : 2018-03-30 09:10:50
- TERÖRLE MÜCADELEDE KANDİL VE SİNCAR'IN ÖNEMİ / Tarih : 2018-03-28 09:46:14
- AFRİN SONRASI ORTADOĞU'DAKİ YENİ DÖNEM / Tarih : 2018-03-23 08:18:25
- Dünya'da Güçlü Liderlik Dönemi Başladı / Tarih : 2018-03-21 08:03:36
- TÜRK MİLLETİ'NİN ŞAHLANIŞI / Tarih : 2018-03-18 09:01:19
- YUNANİSTAN SALDIRGANLIĞINI ARTIRIYOR / Tarih : 2018-03-16 08:08:45
- BU KEZ OYUNU TÜRKİYE KURUYOR / Tarih : 2018-03-12 08:21:03

Diğer İsmail Özdemir Makaleleri : 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10  İleri »