Ortadoğu Gazetesi

BIST
97 930
%-1,07
USD
5,5634
%-0,34
EUR
6,4203
%-0,08
Altın
219,2170
%0,28

TEHDİTLERİ SÖKMEYEN ABD KARŞISINDA YÜKSELEN YENİ GÜÇLER

İsmail Özdemir / 2017-12-25 08:36:48

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nda belki de içerisinde bulunduğumuz yüzyılı baştan sona etkileyecek çok ama çok önemli bir karar alındı.

Peşinen söylemek gerekir ki güçlünün yegâne söz sahibi olduğu bir dünya düzeni artık kabul edilmiyor ve ABD'nin üstünlüğü elinde bulundurduğu anlayışı da aynı ölçüde mevcut durumda nihayete ermiş bulunuyor.

ABD'nin, haksız ve hukuksuz olarak, üstelik daha evvel bu anlamda yine BM çatısı altında alınan kararların aksi yönde bir tutum benimseyerek Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıma ve bu şehre büyükelçiliğini taşıma kararı alması neredeyse tüm dünyanın tepkisini çekmişti.

ABD yönetiminin böylesi bir yanlışın içerisine düşmesi kuşku yok ki kendisi açısından hiç olmadığı kadar büyük bir prestij kaybı ve yıkımı da beraberinde getirdi.

Yarım asrı aşkın süredir her anlamda üstün bir konumda olan ABD'nin, büyük ölçüde kendi duruşuna göre şekillenen ülkelerarası politikalarda artık alışıla gelindik yaklaşımlar giderek yerini başkaca koşullara bırakacak.

Türkiye'nin girişimleri ve dönem başkanı olma sıfatıyla acil toplantıya çağırdığı İslam İşbirliği Teşkilatı'nın aldığı kararın, öncelikle BM Güvenlik Konseyi'ne getirilmesi ve burada ABD'nin dışındaki diğer tüm daimi ve geçici üyelerin Washington'un karşısında oy kullanmaları bir bakıma Genel Kurul'dan çıkacak sonucun habercisiydi.

ABD'nin bu ilk turdaki oylamada yalnız başına kalmasından sonra, son derece yakışıksız ve mesnetsiz şekilde dünyanın geri kalanını açıkça tehdit ederek, genel kurulda yapılacak oylamada kendileri aleyhinde oy verecek ülkelerin listelerini tutacaklarını ve onlara yapılan yardımları keseceklerini söylemesi dikkatlerden kaçmadı.

Ne var ki Türkiye ve Yemen'in, BM Genel Kurulu'na getirdiği, "ABD'nin Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıma kararının geri çekilmesini isteyen çağırısı" yapılan tüm tehditlere rağmen 128 ülkenin onay ve desteği ile kabul edildi.

Kabul etmeyen sadece 9 ülke vardı ki bunlar da ABD ve İsrail ile beraber doğrudan ABD'den yardımlarla ayakta kalabilen Pasifik Okyanusu'ndaki küçük bazı ada ülkeleriydi.

35 ülkenin çekimser kalmayı tercih ettiği oylamada, bu ülkelerin büyük bir kısmının da mevcut durumda ABD'nin özellikle de askeri yardımlarına duydukları ihtiyaç paralelinde tutum takındıkları anlaşıldı.

Örneğin çekimser kalan ülkeler arasında bulunan Polonya, Romanya, Litvanya, gibi ülkeler, hali hazırda Rusya'dan kaynaklı endişeler ve ABD ile yürütülen askeri yardım anlaşmalarının ön plana alındığı bir yaklaşımı benimsemiş görünüyorlar.

Benzer şekilde oylama katılmayan ülkeler arasında yer alan Ukrayna ve Gürcistan gibi ülkelerin de aynı güdüyle hareket ettiklerini ilk bakışta söyleyebilmek mümkündür.

Fakat bütün bu tahliller neticeyi değiştirmeye yetmemiş, Türkiye'nin öncülüğünde bir araya gelen İslam Dünyası ile beraber BM Güvenlik Konseyi'nin diğer daimi üyeleri, ABD'nin klasik müttefikleri arasında gördüğü İngiltere, Fransa ve Almanya gibi ülkeler de oylamada ABD aleyhinde karar sundular.

Belki de en önemli konu ABD'nin kendisine rakip olarak gördüğü Rusya ve Çin ile beraber bunlara yakın ülkeler dışında, müttefiklik ilişkileri bulunan çok sayıdaki ülkenin de ortak paydada buluşmaları olmuştur.

Dolayısıyla BM Genel Kurulu'ndan çıkan karar ABD'nin aldığı Kudüs kararının haksız, hukuksuz ve dünyanın ezici çoğunluğu tarafından geçersiz kabul edildiği sonucunu kesin bir şekilde ortaya koymuştur.

Diğer yandan ABD'nin bundan sonrası açısından yanlışını görüp görmeyeceği, ya da hatasındaki ısrarını sürdürüp sürdürmeyeceği konusu da önemlidir.

Trump'ın başkanlığında ABD, Rusya'nın son seçimlere müdahalesi bahsiyle iç siyasette gergin günler geçirirken, dış siyasette ise giderek yalnızlaşan, bırakın strateji belgelerinde açıklanan küresel üstünlüğü sağlamayı, bunu dahi koruma noktasında hızla büyük kayıplar yaşayan bir dönemin içerisine girmişe benziyor.

Dünyanın geri kalanı artık ABD'nin belirlediği ve takip etmeye koyulduğu politikalara uygun bir yol izlemek yerine, bunun dışında hareket etmeye çoktan başladılar bile.

Olan bitenlerden en mutlu olan ülkelerin başında ise kuşkusuz ki Rusya ve Çin'in geldiği aşikârdır, aynı zamanda ABD'nin yaşadığı kaybı üzerine fazlasını da katarak kendi lehlerine büyütmeye başlayan ülkeler de yine bunlardır.

Bu iki ülke birbirleriyle olan münasebetlerini geliştirirken, Rusya'nın siyasi ve askeri olarak Avrupa ve Ortadoğu'da etkisini artırmaya başlaması, Çin'in ise ekonomik olarak yeni bir küresel sistem inşası sürecinde alternatifler sunması üzerinde çokça durulacak yeni koşulların önemli bir ayağını oluşturuyor.

ABD giderek artan bir hızla kendi dost ve müttefiklerini kaybederken yanında sadece uçuk fikirleri bulunan ve istikrar vaat etmeyen, hemen hepsi Ortadoğu'da bulunan, üstelik yine tamamı ABD değerlerinin dışında olan belli başlı ülkeler kalacağa benziyor.

Avrupa artık ABD'den bağımsız hareket edecek siyasi, ekonomik ve daha önemlisi askeri politikaları uygulamaya geçirmeye başladı.

İngiltere kendisini AB'den soyutlayarak öte yandan ABD ile var olan ilişkisini ve küresel sisteme bakışını yine kendi görüşlerinin ağırlıkta olacağı bir anlayış üzerine oturtarak güç merkezi olma yolunda bir seçeneği tercih etti.

Türkiye aynı dönem içerisinde kendi yolunu tayin etmek üzere büyük atılımlar yaparak bölgesel gücünü pekiştirirken, BM'de yaşanan oylamada görüldüğü üzere etkisini giderek küresel seviyenin genelinde hissettirmeye koyuldu.

Bugün artık İslam dünyasında Türkiye'nin hemen herkes nazarında eskisine oranla çok daha prestijli ve güçlü bir imajı oluşurken, bunun İslam ülkelerinde yaşayan milletler nezdinde kabul görmesi aksini düşünen tüm rejimleri de mutlaka tesiri altına alacaktır.

Kudüs meselesinde dünyanın böylesi bir iklim içerisine girmesinin ana öncüsü, taraflı tarafsız herkesin kabul edeceği üzere Türkiye'nin elde ettiği büyük siyasi ve diplomatik başarıdan kaynaklanıyor.

Önümüzdeki dönemde Kore yarımadasındaki tansiyonun şimdiki haliyle yüksek seviye gerginlikte devam etmesi halindeyse Güney Kore ve Japonya'nın, ABD haricinde Çin başta olmak üzere diğer ülkelerle işbirliği mekanizmalarını geliştirme arayışı içerisine girmeleri sürpriz olmamalıdır.

Bu fatura ABD açısından git gide ağırlaşırken neticeye nasıl bir müdahale etme girişimleri olacak, Trump kalacak mı yoksa gidecek mi sorusuyla belki de doğrudan alakalı haldedir.

Ancak neresinden bakarsak bakalım dünya artık uluslararası siyasette eski alışkanlıkların var olmayacağı, iddia sahibi yeni ülkelerin varlığıyla beraber, yeni bir döneme girdiğini bizlere çoktan göstermeye başladı bile.




 



Diğer Makaleleri

- FRANSA'NIN TÜRKİYE KARŞITI EYLEMLERİ ARTIYOR / Tarih : 2018-04-25 09:36:39
- BÖLGESEL HAMLELER VE TÜRKİYE'NİN KARARLILIĞI / Tarih : 2018-04-20 09:54:01
- SURİYE'DE OYUN YENİDEN KURULMAK İSTENİYOR / Tarih : 2018-04-16 09:05:55
- ORTADOĞU'DA YENİ HESAPLAR / Tarih : 2018-04-09 08:55:39
- ABD VE FRANSA'NIN TUTUMUNU NASIL OKUMALIYIZ? / Tarih : 2018-04-02 09:34:16
- RUSYA GERÇEKTE NEDEN HEDEFTE? / Tarih : 2018-03-30 09:10:50
- TERÖRLE MÜCADELEDE KANDİL VE SİNCAR'IN ÖNEMİ / Tarih : 2018-03-28 09:46:14
- AFRİN SONRASI ORTADOĞU'DAKİ YENİ DÖNEM / Tarih : 2018-03-23 08:18:25
- Dünya'da Güçlü Liderlik Dönemi Başladı / Tarih : 2018-03-21 08:03:36
- TÜRK MİLLETİ'NİN ŞAHLANIŞI / Tarih : 2018-03-18 09:01:19
- YUNANİSTAN SALDIRGANLIĞINI ARTIRIYOR / Tarih : 2018-03-16 08:08:45
- BU KEZ OYUNU TÜRKİYE KURUYOR / Tarih : 2018-03-12 08:21:03

Diğer İsmail Özdemir Makaleleri : 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10  İleri »