Ortadoğu Gazetesi

AB İÇİN OLAN SON, TÜRKİYE İÇİN TAZE BİR BAŞLANGIÇTIR

İsmail Özdemir / 2016-11-23 08:42:13

Türkiye ve Avrupa Birliği (AB) arasındaki ilişki kopma noktasına geldi.

Nihai tavrın ortaya konulacağı bir döneme giriş yaptığımız hem Türkiye'den AB'ye bakınca, hem de AB'nin Türkiye'ye olan tutumunu dikkate alınca her hali ile kendisini gösteriyor.

Yıllardır Türkiye'yi oyalayan, Türkiye ile kıyaslanamayacak seviyedeki ülkeleri kendi bünyesine üye olarak kabul ederken, Türkiye'ye hep koşul ve şartlarla gelen, Türkiye'nin hassasiyetlerini kendi şartları altında ezme gayreti taşıyan AB'nin tutumunun artık Türk Milleti nezdinde kabulü olmadığı gibi herhangi bir yeri de kalmamıştır.

Aradan geçen bunca yıla, açılan onlarca fısla rağmen AB'nin sergilediği ikircikli tutum Türkiye'nin bu birliğe olan inancını tümüyle yitirmesi sonucunu doğurmuştur.

Şimdiki zamandan geriye doğru bakıldığında AB'nin, Türkiye ile ilgili genel stratejisinin de zaten "Türkiye'yi hiçbir zaman asli ortak olarak birliğe almama, ancak birliğin ekonomik ve güvenlik endeksli politikaları gereğince belirli bir yerde tutma (oyalama)" olduğu açıkça görülüyor.

AB kendi ekonomisini geliştirebilmek, pazar alanını genişletmek adına Türkiye'yi -üstelik zarar göreceğini bildiği halde- dar bir çerçevede tutarken, SSCB sonrası Rusya'nın yeniden gücünü artırmasını önlemek ve engelleyebilmek, Ortadoğu ve Asya sahasına Türkiye üzerinden uzanabilmek adına da sadece kendi hassasiyetlerini gözeten bir yaklaşımı benimsemiştir.

Son yıllarda Ortadoğu kaynaklı artan terörizm ve göçmen dalgası bahsinde de aynı yaklaşımı sergileyen AB'nin, Geri Kabul Anlaşması'ndaki taahhütlerini yerine getirmemesi ve Türkiye'yi müzakere sürecinin bir tarafı olmaktan ziyade üçüncü bir kesim olarak değerlendiren anlayışı da malumdur.

* * *

AB'nin bu kabul edilemez tutumuna ilave olarak yine yıllardan bu yana PKK ve DHKPC başta olmak üzere Türkiye'yi hedef seçen terör örgütlerine ev sahipliği yapması, kendi bünyesinde Türkiye'yi tehdit eden terör gruplarına yaşam alanı ile beraber propaganda imkânı sunması ve neticesinde bunları demokrasi ile insan hakları kılıfı adı altında Türkiye'yi eleştiri malzemesi olarak kullanması ise bardağı taşıran son damla olmuştur.

Tüm bunlar nedeniyle Türk Milleti'nin ve Türk devlet aklının artık AB'ye olan inancının, daha genel bir ifadeyle Türkiye'nin geleceğinin AB'ye üye olmaktan geçtiğine dair düşüncenin var olduğunu söylemek imkânsız hale gelmiştir.

Bu yüzden Türkiye ve AB arasındaki ilişkilerin kopma noktasına gelmesinin sorumlusunu Türkiye'de aramak kesinlikle doğru değildir.

AB'nin yanlışları Türkiye'yi kaybetmesine yol açmıştır.

Açıktır ki bunun kendileri açısından zaten sıkıntılı bir dönemden geçerken, yine kendilerine sağlayacağı hiçbir olumlu yönü de olmayacaktır.

Türkiye gibi tarihi, köklü, güçlü ve coğrafi yönden dünya üzerinde hiçbir ülkenin sahip olmadığı avantajları elinde tutan bir ülkeyi küstürüp, kaybetmek açık ki AB'ye pahalıya mal olacaktır.

Türkiye, kuruluşundan bu yana AB üyesi olmadan yaşamanın ne olduğunu bilirken acaba AB, Türkiye olmadan yaşayabileceğini mi düşünmektedir?

İngiltere'nin apar topar birlikten ayrılması, birlik genelinde yükselen aşırı uçtaki siyasi akımların varlığı, birliğin doğu ve güney kanadında artan güvenlik riskleri AB'nin geleceğinin baştan sona karanlıklarla dolu olduğunu işaret ederken AB'nin makul bir akılla yoluna devam ettiğini söylemek imkânsızdır.

* * *

"Türkiye dostluğu her şartta aranan, düşmanlığı ise asla istenmeyen bir ülkedir" sözünün ne anlama geldiğini eğer AB unutmuşsa, ilerleyen yıllarda (hatta aylarda) yaşayacağı acı tecrübelerle, Türkiye'yi kaybetmenin ne kadar kahredici bir gelişme olduğunu anlayacaktır.

Ama elbette o vakit iş işten geçmiş olacaktır.

Şayet böyleyse yani AB, Türkiye'nin hassasiyetlerini gözetmemekte kararlı bir yaklaşım içerisine girmek istiyorsa yolları açık olsun.

Nitekim bugün Avrupa Parlamentosu'nda yapılacak olan görüşmelerde "Türkiye'nin üyeliğinin geçici olarak dondurulması" yönündeki "tavsiye kararının" alınması kesin gibi duruyor.

Nihai karar ise Aralık ayında yapılacak Avrupa Konseyi toplantılarında ele alınacak.

Şayet Avrupa Parlamentosu ile başlayıp AB'nin genel kararları içerisinde de Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin dondurulması bahsi hayata geçerse, bu Türkiye için bir son olmayacak, aksine yeni ve taze bir başlangıcın habercisi olacaktır.

Ancak aynı konunun AB için sona giden yoldaki en önemli durak olacağı ise aşikârdır.

Muasır medeniyet seviyesi bugün hali hazırda AB'nin değerlerinde zaten kendisini göstermiyor. Bunu Suriye krizi sonrasında yaşanan sığınmacı akınına karşı sergilenen vicdani olmayan davranışlar ve terör örgütlerine ev sahipliği yaparak onları koruyup kollama bahislerinde AB'nin takındığı tutumda açık bir şekilde gördük.

Türkiye kendi değerleriyle, özünde olana sarılarak daha güçlü bir yarına yol alma kararlılığından sapmadan, geleceğe ilerlemeyi sürdürecektir.

Bu nedenle artık oyalamalar ve kandırmacalarla bizlerin kaybedeceği bir zaman yoktur.

Madem birileri Türkiye'nin hassasiyetlerini gözetmemekte kararlı, hata üstüne hata yapmaya devam etmeyi sürdürmek istiyor, o vakit bırakalım hatalarının ne derecede büyük bir utanca dönüştüğünü kendileri yaşayarak müşahede etsinler.

"Dost acı söyler" atasözümüzün ne anlama geldiğini AB çok yakın bir zamanda öğrenecektir.




 


Diğer Makaleleri

- NATO DA PKK KORİDORU PLANINA DÂHİL Mİ OLUYOR? / Tarih : 2017-05-26 10:07:28
- Fransa Seçimleri AB Yanlılarına Umut Oldu / Tarih : 2017-05-10 09:58:25
- Uluslararası Siyasette Zorunluluklar Algılaması / Tarih : 2017-05-08 09:40:58
- Suriye'de Çatışmasızlık Bölge Planı / Tarih : 2017-05-05 09:34:44

Diğer İsmail Özdemir Makaleleri : 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10  İleri »