Ortadoğu Gazetesi

BİRBİRİNDEN AYRILMAYAN İKİ İBADET NAMAZ VE ZEKAT..

M. Günay SIDDIKOĞLU / 2016-12-31 08:47:29

Yüce kitabımızda geçen ayetlerde sık sık ikisi bir arada geçen iki kavram…Birisi namaz, diğeri zekattır. "Egımıssalat ve etüzzekat" Namazı ikame et ve zekatı ver….

Namazın tam manasıyla ikâme edilmiş olması için, zekâtın verilmiş olması gerekir. Çünkü zekât yoksulun bizim emanetimizde olan maldaki hissesidir. Bu hissensin hak sahibine verilmeyişi:

1. Emanete hıyanettir. Emanete hıyanet etmek ise münafıklığın en büyük göstergesidir.

2. Fakirin hakkını gasb etmektir. Kul hakkı yemektir.

İslam âlimlerinin çoğuna göre zekâtını vermeyen müminin namazı kabul edilmez. Çünkü zekâtını vermeyen mü'min fakirin hakkını yemiş ve gasp etmiştir.

 

Namaz dinin direği olduğu gibi, zekât da İslâm'ın köprüsüdür. Birisi dini, diğer, sosyal barışı ve huzuru muhafaza eden iki ilahi esastır. Bunun için namaz ve zekât birbirlerine bağlanmışlardır. Namazla zekâtın birlikteliği/ayrılmazlığı, insanın toplumla olan ilişkisinden ileri gelmektedir. İnsan için namazın önemi ne ise, toplum için de zekâtın önemi odur Namazla insan nefsini kötülüklerden arındırırken, zekât ile de toplum kendisini kötülüklerden arındırıp, toplumsal barışa ve huzura kavuşacaktır. Yani namaz insanı zekât ise toplumu ıslah edecektir.

Her toplum birbirinden oldukça farklı olan insan gruplarını içerisinde barındırmaktadır.

Özellikle zengin ve yoksul gruplar/tabakalar hemen hemen her toplumda var olmuştur. Her

toplumda söz ve itibar sahibi olan zengin insanlar mutlaka vardır. Bunlar, genellikle o toplumun ileri gelenleri olarak görülür. Bu ileri gelenler, servetlerini korumak ve çıkarlarını garanti altına almak için güç elde etme ihtiyacını hissetmişlerdir. Bunun için ya mevcut yönetimlerle işbirliği içine girmişler ya da yönetimleri kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmişler yahut da yönetimi tamamen ele geçirip mutlak güç ve iktidar sahibi olmuşlardır. Ancak, elde ettikleri bu gücü ve iktidarı hak ve adaleti hâkim kılmak için kullanmamışlar; tam tersine hak ve adaleti kendi çıkarlarına uyarlayıp menfaat elde etme

yoluna gitmişlerdir. "Hak haklınındır" ilkesi yerine "Hak kuvvetlinindir" ilkesini benimseyip bir hayat felsefesi haline getirmişlerdir. Bunun sonucunda, tarihte efendi-köle, ezen-ezilen, yöneten-yönetilen vb. Gibi zıt ve çatışan kutuplar ortaya çıkmıştır. Mesela, firavunlar zamanındaki Mısır'da yönetim firavunların elindeydi; bunların yardımcıları ve vezirler ise o toplumun ileri gelenleri olarak tabir edilen zengin kişilerden oluşuyordu. Sözgelişi, Karun böyle zengin birisiydi ve aynı zamanda da firavunun başdanışmanıydı. Karun o kadar zengindi ki, sadece hazinelerinin anahtarlarını taşımak bile bir topluluğa ağır gelmişti. Bununla beraber, aynı toplumu oluşturan halk ise köle olarak yaşıyordu. Bir tarafta aşırı zenginlik vardı, diğer tarafta ise açlık, sefalet ve zulüm hüküm sürüyordu. Bundan anlaşılıyor ki, o toplumdaki zenginlik toplumsal tabakalar arasında paylaşılmamış, tabakalar arasındaki dengeleri sağlayan zekât gibi sosyal ve iktisadî kurumlar vücuda getirilememiştir. Bu yüzden, o toplum farkında olmadan kendi sonunu da hazırlamış oluyordu. Bırakınız zenginliği paylaşmak, zenginliğin köleler ve ezilen sınıfların sırtları üzerinde kazanıldığını söylemek daha doğru olur. Çünkü Hz. Musa, kardeşi Harun ile birlikte firavun ve ileri gelenlerine gidip, İsrail oğullarını bizimle beraber gönderin dediği zaman, onlar şu karşılığı vermişlerdi: "(Sen) bize, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeyden bizi döndüresin de yeryüzünde saltanat sadece ikinizin olsun diye mi geldin? Biz, ikinize de inanacak kimseler değiliz." (Yunus 10: 78).

Bir millet sadece milli kimliğinden uzaklaşmakla değil aynı zamanda haktan, adaletten ayrılmak, zulme seyirci kalmak ve alkışlamakla, zalim devletlerle işbirliği yapmak ve onların zulmüne destek olmakla da tarih sahnesinden silinir gider.

 

"Bir millet, şaref-i İslâm ile müşerref olmuş olsa dahi, eğer zulüm ve haksızlık

yollarına sapar, zalime yardımcı olur ve ahlaksızlığı alkışlarsa, o millet mutlaka

cezasını görür ve asla beka bulamaz. (yani yaşayamaz) Buna karşılık, kâfir bile olsa

hak ve adaletle milletini sevk ve idare ederse, payidar olur. Çünkü birincisi kavlen yâni

sözde Müslüman'dır. İkincisi ise fiilen yani icraatıyla müslümanadır. Bunun içindir ki,

kavlen Müslüman olan yıkılır, fiilen Müslüman olan beka bulur."(Envârul Kulub cilt 2, s.

274, Elhac Muzaffer Ozak)

Buna benzer sözleri Siyasetnamesinde ünlü Selçuklu veziri Nizamül Mülk söylüyor:

"Bir melik (devlet başkanı) inkâr ve küfürle ayakta kalır, fakat adaletsizlikle ayakta kalamaz" (El Siyasetname)

İnsanla toplum ve maddeyle manâ arasında denge kurmak isteyen peygamberlerin mücadeleleri de iktidar sahipleri tarafından bir iktidar mücadelesi olarak görülmüştür. Zaten,

Hz. Musa örneğinde görüldüğü gibi, iktidar ve servet sahibi kişiler genellikle hak ve adalet

mücadelesi verenleri kendilerine rakip, iktidarlarına ve servetlerine ise düşman kabul etmişlerdir. İktidar ve servet sahiplerinin hakka karşı mücadelelerinin en önemli nedeni budur. İnsanlık tarihi bu yönüyle, bir bakıma bir iktidar mücadelesinden ibarettir. Bu mücadeleyi Hz. Peygamberimiz ve ona inanan insanlarla Mekkeli müşrikler arasında da görmek mümkündür. Mekkeli müşriklerde faize, köleliğe ve sömürüye dayanan düzenlerinin değişmesini istemiyorlardı, İslam dinine düşman olmalarının en önemli sebeplerinden biriside buydu.

 Kur'an'a göre cehennemlik olanlara soruluyor: "Sizi şu cehenneme sürükleyip-iten nedir?" Onlar: "Biz namaz kılanlardan değildik" dediler. "Yoksula yedirmezdik." (Müddessir suresi, 42-44)

Bir başka ayette ise: (zebanilere şöyle denir): "Onu yakalayın da bağlayın. Sonra cehenneme atın onu. Sonra da boyu yetmiş arşın zincir içerisinde onu oraya sokun. Çünkü o, büyük Allah'a inanmıyordu. Yoksula yedirmeye teşvik etmiyordu. Bu sebeple bugün burada onun candan bir dostu yoktur "(Hakka suresi 69: 30-35) denilmektedir.

Bu ayetlerde insanın cehennemlik olmasının sebebi anlatılırken; dini yalanlamalarının

yanında yoksulu yedirmemeleri de önemli bir sebep olarak gösterilmiştir. Aynı konuya Maun ve Fecr surelerinde de dikkat çekilir.

"Dini yalanlayanı gördün mü? İşte yetimi itip-kakan; Yoksulu doyurmayı teşvik

etmeyen odur."(Ma'un suresi: 1-3) "Yoksula yedirmek için birbirinizi teşvik

etmiyorsunuz." (Fecr suresi: 18)

Yüce Allah, namaz kılan ve zekâtını veren kulları için ebedi mutluluk yurdu olan cennetler hazırladığını beyan ederek, şöyle buyurmaktadır:

"İnanıp yararlı işler işleyenlerin, namaz kılıp zekât verenlerin Rabb' leri katında ecirleri vardır. Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir."(Bakara: 277)

Âyet ve hadislerde iyi ve erdemli olmak için sadece namaz kılmanın yeterli olmadığına dikkat çekilerek, iyi ve erdemli olmak istiyorsanız, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolda ve sokakta kalmış kimsesizlere yardım edin, namazı dosdoğru kılın ve zekâtı verin buyrulmaktadır:

"(Ey ibadet edenler!) İyi ve erdemli olmak (yalnızca) yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. (Önceki Hıristiyanlar doğuya, Medine ve civarındakiler ise kuzeybatıya düşen Beyt-i Makids'e yüzlerini dönerek, Müslümanlarda önce Beyt-i Makdis'e dönerek ibadet ediyorlardı. Burada gerek böyle gerekse namazda selam verirken yüzü doğu ve batıya dönerek selam vermek ve namaz kılmak kastedilmektedir.) Fakat iyi ve erdemli (muttaki) kişi; Allah'a, âhiret gününe, meleklere, kitab'a (Kur'an'a) ve peygamberlere inanıp malı(nı), sevgisine rağmen (Allah rızası için) akrabaya, yetimlere, yoksullara ve yolda/sokakta kalmışlara, dilenenlere ve

boyunduruk altında bulunanlara (kurtulmaları için) veren, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, ahitleştiği zaman sözlerini yerine getiren, sıkıntıda, hastalıkta ve savaşın şiddetlendiği anda sabredendir. İşte (imanlarında, yaptığı iyilik ve tatta) doğru olanlar onlardır. Ve takvaya erenler de onlardır." (Bakara: 177)

 

Aman, zekâtla namazın arasını ayırmayalım. Kim ki bu ayrımı yaparsa Allah ve resûlüne karşı savaş açmıştır. Hz. Ebu Bekir zekât vermek istemeyenlere savaş açmış ve şöyle buyur muştur: Allah'a yemin ederim ki namazla zekâtın arasını ayıranla savaşacağım. Ben sağ iken din eksiltilsin mi?  Mesud (ra) şöyle demektedir: "Namaz ve zekâtla emir olundunuz. Kim (namaz kılar fakat) zekât vermezse onun namazı yoktur." İbn Zeyd'de şöyle diyor: "Yüce Allah namazı ve zekatı farz kıldı ve bu ikisinin arasının ayrılmasından yüz çevirdi. Zekâtı vermeyenin namazını kabul etmekten yüz çevirdi." "Eğer tevbe ederler, namazı dosdoğru kılarlar ve zekâtı da verirlerse artık yollarını serbest bırakın. Allah şüphesiz çok bağışlayandır, çok merhametlidir." (Tevbe, 5)




 


Diğer Makaleleri

- O'NA UYAN KURTULUR / Tarih : 2017-04-21 09:48:24
- Asâkir-i İslâm- İslam'ın askerleri Türkler / Tarih : 2017-04-14 10:21:31
- ASR SURESİ'Nİ ANLAMAK VE HAYATA HÂKİM KILMAK / Tarih : 2017-03-31 09:55:34
- ALLAH'A AÇILAN MANEVİ PENCEREMİZ NAMAZ / Tarih : 2017-03-25 08:33:51
- İMANIN ŞARTLARI - KAZA VE KADERE İMAN (1) / Tarih : 2017-03-19 09:24:12
- HİÇ KİMSEYE ALLAH SENİ AFFETMEZ DiYEMEYİZ / Tarih : 2017-03-06 08:22:12
- Allah Şirkten Başka Her Günahı Bağışlar / Tarih : 2017-03-02 13:31:17
- İNSANDA ALLAH KORKUSU NASIL TEZAHÜR EDER? / Tarih : 2017-02-26 09:40:26
- ALLAH TEÂLA'DA GÜZEL AHLAKI SEVER / Tarih : 2017-02-12 09:06:41
- TÜRK MİLLETİNDENİZ İSLAM ÜMMETİNDENİZ.. / Tarih : 2017-02-02 08:18:38
- İNSANLIK ADALETTEN İBARETTİR / Tarih : 2017-01-24 08:50:06
- BU ÜMMETİN BOZGUNLUK SEBEBİ MAL TUTKUSUDUR / Tarih : 2017-01-21 09:04:19
- İSLAM'DA MİLLET VE MİLLİYETÇİLİK / Tarih : 2017-01-18 09:27:46
- İŞİMİZİ İBADET ANLAYIŞI İLE YAPMALIYIZ / Tarih : 2017-01-14 11:13:56
- GÖNÜL ADAMI KİMDİR? / Tarih : 2017-01-10 09:02:17
- KUR'ÂN-I KERİM'DE AHLAK / Tarih : 2017-01-08 09:28:30
- HARAM VE ŞÜPHELİ ŞEYLERE YAKLAŞMAYALIM / Tarih : 2016-12-26 09:03:33
- MANEVİ ASANSÖRÜMÜZ NAMAZ / Tarih : 2016-12-21 08:23:02
- İSLAM'A GÖRE ARKADAŞ SEÇİMİ / Tarih : 2016-12-09 09:02:56

Diğer M. Günay SIDDIKOĞLU Makaleleri : 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10  İleri »