Ortadoğu Gazetesi

KIBRIS MÜZAKERELERİ VE TÜRKİYE'NİN GARANTÖRLÜĞÜ

İsmail Özdemir / 2017-01-09 09:12:20

Bu hafta Kıbrıs'ın geleceği ile ilgili olarak Cenevre'de önemli toplantılar icra edilecek. Geride kalan bir buçuk yılı bulan zaman zarfında KKTC ve Rum kesiminin liderleri pek çok kez bir araya gelerek Kıbrıs sorunuyla ilgili bir dizi müzakereler yürütmüşlerdi.

Şimdi yapılacak olan toplantılarda ise bu müzakerelere ilave olarak adada garantör olan ülkelerin (Türkiye, İngiltere, Yunanistan) de bir araya gelmesi hedefleniyor.

Meselenin görünen yüzü ise oldukça sıkıntılı. Zira Rum kesimi Güzelyurt ve Karpaz gibi hem stratejik önemdeki hem de Türk nüfusun yoğun olarak yaşadığı bölgeleri topraklarına katmak istiyor. Dahası Yunanistan ile beraber aynı Rum kesimi adadan Türk askerinin tümüyle çekilmesi noktasında bir direnç gösteriyorlar.

Böylesi bir dönemde Kıbrıs'ın önemi sadece adanın kendi karasal alanıyla değil, bölgenin geleceği ile ilgili genel perspektifle beraber düşünüldüğünde ortaya gerçekten can alıcı meseleler çıkıyor.

Örneğin bugün Rusya, Suriye'de son derece kararlı bir şekilde bulunuyor ve Suriye'deki askeri mevcudiyetini korumak istiyorsa, bunun en önemli nedeni Ortadoğu ve Doğu Akdeniz'de bulunan enerji kaynaklarıdır. Rusya bu sahadan çıkarılacak kaynakların, Avrupa pazarını doğalgaz anlamında neredeyse tek başına pazarı elinde bulundururken, kendisine rakip koşullar yaratabileceğini görerek bölgeye geldi. Yani Suriye'deki mevcudiyeti Esad'ın rejimini korumaktan çok daha öte bir anlam taşıyor kendileri için.

Dikkat ederseniz Suriye'de bulunan askeri mevcudiyeti yalnızca kara ve hava unsurlarını kapsamıyor, aynı zamanda yoğun bir deniz gücüyle de Suriye limanlarındaki askeri gücünü oluşturuyor. 

* * *

PKK Koridoru ve Şii Koridoru kurma projelerinin de nihai çıkış noktası Doğu Akdeniz olduğundan İran ile beraber PKK'yı destekleyen ve bölgede koridor oluşturmak isteyen ABD başta olmak üzere diğer pek çok ülke açısından da Doğu Akdeniz'in stratejik önemi büyüktür.

Bu önemin müzakerelerde yansıyan özelliğine baktığınızda, bölgede sınırları değiştirmek, daha genel bir tabirle ayrışmayı sağlamak isteyenlerin, neden Kıbrıs'ta Rum hâkimiyetine dayalı bir çözüm ve birleştirme stratejisi izlediği sorusu pek tabi kuşku uyandırıyor.

Diğer yandan aynı yaklaşım çerçevesinde İsrail'in de benzer bir değerlendirmede bulunduğu açıktır. Doğu Akdeniz, İsrail açısından ülkenin yakın zaman içerisinde münhasır ekonomik bölgesinde bulunan doğalgazını Avrupa pazarına sunmak için öne çıkan tek seçenek olarak karşısında bulunuyor. Bu nedenle İsrail ülkeler arası ticari ve siyasi ilişkilerini bu perspektifle geliştirirken, özellikle son zamanlarda deniz kuvvetlerine yoğun bir yatırım yapıyor. Bu anlamda son yıllarda Almanya ile yaptığı yeni nesil denizaltı alımlarının olduğunu biliyoruz.

Tüm bu denklem içerisindeyse Kıbrıs hayati derecede öneme sahiptir. Ve bu önemi gören çevreler adadaki Türk askeri varlığından, dolayısıyla Türkiye'nin Kıbrıs'taki garantörlüğünden kesinlikle hazzetmemektedir. Türkiye açısından dost yada düşman olarak algılayabileceğimiz hangi ülke varsa hepsinin ortak beklentisi ve hedefi adadaki garantörlüklerin tümüyle kaldırılmasıdır. 

Hedef burada gerçekte Türkiye'nin adadaki garantörlüğünün elinden alınmasıdır ki, hali hazırda adanın iki kesimi arasında yürütülen müzakerelerde gündemdeki en önemli konu başlıklarının Türk askerlerinin çekilmesi ve garantörlüklerin tümüyle kaldırılması olduğu dikkatlere çarpmaktadır. 

* * *

BM gözetiminde başlayan son müzakerelerin hemen öncesinde BM Genel Sekreteri ile görüşen dönemin Yunanistan Dışişleri bakanı da, yaklaşık bir buçuk sene evvel bu durumu açıkça ilan eden bir açıklamada bulunmuştur. 

Diğer yandan adada çözüm için uğraş veren ABD ve AB'nin de benzer bir niyet taşıdıkları sır değildir. AB, Kıbrıs bahsini Türkiye için hala birliğe üye olma yolunda öne sürülen bir şart olarak çıkarmaktadır. Oysa bunun gerçekle bağdaşır bir yanının olmadığını bizler Annan Planı sonrasında Rumların referandumda "hayır" oyu kullanmaları ve AB'nin adada çözüm olmadan Rum kesimini AB'ye üye almayacakları sözünü vermelerine rağmen bu sözlerini tutmadıklarından biliyoruz. Ancak burada özellikle ABD'nin konumu oldukça önemlidir.

Zira son müzakerelerde iki kesim arasında görüşme trafiği yürüten ABD'li kadın bir diplomat, KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı'nın, Türkiye'nin AB'ye üye olmasının ardından adadan Türk askeri varlığının çekilebileceğine dair önerisi üzerine, "Türkiye'nin AB'ye hiçbir zaman üye olamayacağını" açıkça söylemiş, Kıbrıs'ta bulunan Türk askeri varlığından vaz geçmelerini yoğun bir baskı unsuru halinde iletmiştir. Tam da burada şahsi bir kanaatimi belirtmek isterim. Göreceğiniz üzere KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı'nın çözüme dair perspektifinde de son derece sorunlu yönler vardır. Bu nedenle müzakerelerin dikkatli takibi ülkemiz açısından daha da önemli bir hal alıyor.

* * *

Garantörlüklerin kaldırılması bahsi, adanın diğer iki garantör ülkeleri olan Yunanistan ve İngiltere açısından bir sorun teşkil etmiyor görünmektedir. Zira Yunanistan AB üyesi bir ülkedir. Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin de AB üyesi olduğunu bildiğinden garantörlük haklarının kaldırılmasının kendisi açısından hiçbir kayıp olmadığının farkındadır. İngiltere ise Kıbrıs'a, adada bulunan askeri üssü perspektifiyle yaklaştığından, askeri üssünün varlığının korunması halinde garantörlüğünden feragat etmeye meyilli bir haldedir.

Dolayısıyla burada hedefte olan Kıbrıs Türklüğü ve Türkiye'dir. Bu nedenle Kıbrıs müzakerelerinde Türkiye'nin garantörlüğünün pazarlık yada müzakere konusu yapılması asla söz konu olamaz, olmamalıdır.

Bakınız bugün Doğu Akdeniz'in münhasır ekonomik bölge sahası tam olarak belirlenmiş değildir. Uluslararası hukuk, Türkiye'ye kendi kıyı şeridinden başlamak üzere 200 deniz mili uzaklığındaki alanda tüm yer altı kaynaklarını araştırma, çıkarma ve kullanma hakkı vermektedir. Rum yönetimi bunu çok iyi bildiğinden İsrail, Lübnan ve Mısır'la geride kalan yıllarda karşılıklı münhasır ekonomik bölge anlaşmaları imzalamıştır. 

Bu tek taraflı yaklaşımlara Türkiye onay vermemiştir. Şayet adada garantörlük haklarımız elimizden giderse, Doğu Akdeniz'de bulunan enerji kaynaklarına erişim noktasında karşımıza büyük engel çıkabileceği gibi uluslararası sulara açılma konusunda en geniş imkâna sahip olduğumuz Akdeniz'de çok büyük kayıplar yaşar, kimi yerlerde burnumuzun dibinden kendi gemilerimizi çıkaramaz konuma gelebiliriz.

Bu nedenle Kıbrıs'ta yürütülen müzakerelerde doğru bir ölçü ortaya konulmalıdır. Türkiye'nin beklentisi iki bölgeli, iki milletli, iki devletli bir çözüm perspektifi olmalı, aksi bir sonucun Türkiye açısından son derece hayati sonuçlar doğurabileceği unutulmamalıdır.




 



Diğer Makaleleri

- MHP'NİN MESELEYE YAKLAŞIMI / Tarih : 2017-02-17 09:02:52
- SURİYE'DE HERKES HAVAYI KOKLUYOR / Tarih : 2017-02-10 08:55:28
- EL BAB'DA SONA DOĞRU / Tarih : 2017-02-08 09:00:50
- ABD YÖNETİMİ ORDUSUNU NASIL KULLANACAK? / Tarih : 2017-02-06 08:55:35
- SURİYE'DE KUŞKU UYANDIRAN İKLİM / Tarih : 2017-02-01 08:20:49
- ORTADOĞU'DA YENİ DÖNEM / Tarih : 2017-01-27 16:25:19
- Nasıl Bir Çağa Giriyoruz? / Tarih : 2017-01-25 09:05:52
- TÜRKİYE OLASI BİR KÜRSEL BUHRANA HAZIR MI? / Tarih : 2017-01-13 13:13:23
- Türkiye Neden Küresel Terörizmin Hedefinde? / Tarih : 2017-01-04 08:36:09

Diğer İsmail Özdemir Makaleleri : 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10  İleri »